![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
|
|||||||||
| Demagoji giren eve demokrasi girmez Ankara'nın uzatmalı bir Belediye Başkanı var: Melih Gökçek. Çocuklara top dağıtarak, ekmek arası döner partileri düzenleyerek, varoşlara devlet kesesinden un, şeker, kömür vb. dağıtarak, Robin Hood'çuluk oynayarak, vergi veren mahallelerde yolları delik deşik bırakıp, sokak aydınlatmasını es geçip varoşlara birinci kalite asfalt dökerek başkanlığı kimseye kaptırmayan Melih Gökçek, demagoji bir gün herkes tarafından unutulursa, onun söylediklerine bakarak yeniden, taptaze diriltilebilecek olan bir ustadır da. Dünyada ulusal olduğunu iddia eden, ama tamamen yerel olan tek medya İstanbul medyasıdır. "Alemlere akan" manken, şarkıcı, türkücülerle, mahalli lig futbolcularıyla (yani üç büyükler), Nişantaşı gülleriyle, kapkaç veya deprem paranoyasıyla ve buna benzer binlerce "mahalle sorunuyla" ilgilenmeyi gazetecilik sanan, bir klarnetçiyle bir şarkıcının "yasak aşkı"na Türkiye'yi tehdit eden kuraklıktan çok daha fazla yer ayıran bu medya, Türkiye'nin gerçek büyük cevherlerini İstanbul eşrafına takdim etmekte elbette yaya kalıyor. Ankara'nın uzatmalı bir Belediye Başkanı var: Melih Gökçek. Çocuklara top dağıtarak, ekmek arası döner partileri düzenleyerek, varoşlara devlet kesesinden un, şeker, kömür vb. dağıtarak, Robin Hood'çuluk oynayarak, vergi veren mahallelerde yolları delik deşik bırakıp, sokak aydınlatmasını es geçip varoşlara birinci kalite asfalt dökerek başkanlığı kimseye kaptırmayan Melih Gökçek, demagoji bir gün herkes tarafından unutulursa, onun söylediklerine bakarak yeniden, taptaze diriltilebilecek olan bir ustadır da. Dünyanın her yerinde, dil sokakta bozulur; edebiyat, bilim ve en önemlisi sorumluluk mevkiinde bulunanlar onu toparlar. Biz Türkler, vakti kısıtlı insanlar olduğumuz için Sümerbank'ı Sümer, Ziraat Bankası'nı Ziraat, Fenerbahçe'yi Fener yaparız. Tasarruf ettiğimiz değerli zamanımızı da okey, maç veya komşu dedikodusu, ağız dalaşı, kaldırım mühendisliği gibi değerli faaliyetlerimizde kullanırız. Ankara'nın grisinin içinde küçük ve her belediyenin bozmayı kendine iş edinmesine rağmen yeşilini iyi kötü koruyan simge bir park var: Kavaklıdere semtinin başat renklerinden biri olan Kuğulu Park. Yani içindeki küçük havuzda yüzen gururlu kuğulardan ötürü bu adı taşıyan bir park. Biz halk olarak, lâfa yekûn tutma geleneğimiz içinde buraya elbette "Kuğulu" deriz. Ama Belediye diyemez. Biz halkız, o değil! Uzatmalı Belediye Başkanı Melih Gökçek, tüm bilimsel itirazlara rağmen, şehrin göbeğini otoyola çeviren, yayayı dışlayan ve sonsuz tehlikelerle baş başa bırakan bir araba alt geçitleri ağını yapmakta ısrarlı oldu ve yaptı. Bunu tartışacak değilim. Ama buraya "Kuğulu 1" ve "Kuğulu 2" geçitleri adını vermesine dayanamıyorum. Ne yani! Geçitlerin içinde kuğular mı var? Bu arada hakkaniyet ölçütünü ıskalamamak üzere, Çankaya Belediye Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz'ın (Belediyecilik profesörü herhalde. Dünyada bizimkinden başka hiçbir ülkede, akademik unvanlar böyle zırt pırt her yerde kullanılmaz, sadece üniversitenin içinde kullanılır) kendi yetki alanının içinde yaptırdığı bir parka verdiği "Lozan Park" adının da aynı anadil duyarsızlığı içinde yer aldığını belirtmeliyim. Koskoca profesör, bunun ancak Lozan Parkı olabileceğini, bu haliyle Lozan'ın (yani bir kentin adı, özel isim) sıfat haline geldiğini fark etmiyor bile! Melih Gökçek'e geri dönelim. Çankaya Belediyesi, Kuğulu Park Kavşağı ile ilgili olarak yargıya gitmiş. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Melih Gökçek'in bu karara itirazı üst mahkemece reddedilmiş. Sayın Gökçek, bu durum karşısında şöyle diyor: "Yargı kararı doğrultusunda hareket edeceğizEğer karar Kuğulu Kavşağı'nın trafiğe kapatılması yönünde ise yolu trafiğe kapatacağız. Bakalım vatandaşın Çankaya Belediyesi'ne tepkisi ne olacak? Tamamlanan projeyi bez pankart açarak kapatacağız. Hesabını onlar verecek. Sonuçlarını Çankaya Belediyesi düşünecek." Bu cümleler "Demagoji nasıl yapılır" dersinin paha biçilmez örneklerini meydana getiriyor. Birkaç örnekle yetiniyorum. "Yargı kararları doğrultusunda hareket edeceğiz." Başka bir seçeneğin olmadığı durumlarda, bunu serbest iradesiyle yapıyor görünmek, demagojinin alfabesidir. Yargı kararına uymak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Sayın Gökçek bunu "istersem yaparım" havasına sokarak, kendini nesnelikten özneliğe terfi ettiriyor. Ama demagojinin asıl sunturlusu, yargının yapılanı hukuken hatalı görmesine rağmen, bunun sorumlusu olarak şikâyette bulunanı işaret etmesi ve hukukun saptadığı yanlışın hesabının verilmesinin onlara düştüğünü bildirmesidir. Demagoji, gerçekleri çarpıtma kurnazlığıdır. Gene Kuğulu Park Kavşağı tartışmalarında, bu uygulamanın trafik kazalarını arttırdığı iddiaları karşısında, sayın Gökçek, "Kazalarda çok büyük düşüş var" dedikten sonra ekliyor: "Şimdi size kaza verileri vereceğim ki herkes görsün, sonuç ortada çünkü. Cinnah Caddesi üzerinde 2005 yılında 199 kaza olmuş ve 22 kişi yaralanmış. 2006 yılında 187 kaza olmuş, 18 yaralı var. 2007 yılında sadece 37 kazada 6 yaralı var. Kavşak açıldıktan sonra ise 4 kaza ve bir ölüm."
|
||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|