AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
Laikliğin Muhafızı Diyanet, Demokrasinin Muhafızı Darbeciler

\"\"
\"\"
Laikliğin Muhafızı Diyanet, Demokrasinin Muhafızı Darbeciler

Farklılıkların kavgasız dövüşsüz biraradalığı olan demokrasi, totalite tabanında yeşeremeyeceği için, ona giden yol, totallikleri kıran laiklikten geçmektedir.

Yerküre üzerinde anlamlı bir büyüklüğe sahip bütün yarımadalar, ya kuzey-güney ya da güney-kuzey doğrultusunda yer alır. Bunun tek istisnası, doğu-batı yönünde yer alan Anadolu veya Küçük Asya'dır.
Jean Bodin gibi, coğrafyanın toplumların karakterini belirlediğini iddia edecek kadar uzağa gitmeden, bu tasnif dışı yarımadada yaşayan insanların, herhalde bu kadar uzun bir koridoru yurt edinmiş olmalarından olsa gerek, doğu-batı ve tersi yöndeki bütün akımlara açık olduklarını ve bunun da bir sentez değil, bir bulamaç yarattığını söylemek mümkündür.
Zülfü Livaneli, Vatan'daki köşesinde "Hem laik hem demokrat olunamaz mı?" ve "Tek çözüm yolu: Tam laik, tam demokrat olmak!" başlıklı iki yazı yazdı ve "Türkiye'nin çıkış yolu(nun) laik demokrasi" olduğu sonucuna vardı.
Bu arada AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "Hükümete verilecek en önemli mesajlar; demokrasinin sıkıntıya girmemesi için, AB'ye bağlı kalmanın sözde değil reformları bir an önce hayata geçirmekle sağlanabileceği, Türkiye ile AB'nin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve laiklik değerlerinde birleştiği olacaktır. Demokrasi ve hukuk kadar, laiklik de AB için çok önemli bir unsurdur" dedi.
Oysa biz Anadolu yarımadası insanları, demokrasi ile laikliği farklı yönlerdeki oluşumlar olarak görüp, hele son zamanlarda bu ikisini zıtlaştırıyoruz. O kadar ki, Zülfü Livaneli, sanki başka türlüsü mümkünmüş gibi "laik demokrasi" diye bir söz icat ediyor ve "hem laik hem demokrat" olmanın özel bir tercih olduğunu düşünüyor. Tamamen dil mantığı içinde kalınsa bile bu nitelemenin anlamsızlığı kendiliğinden ortaya çıkar. Laik'in tersi teokratik olduğuna göre ve "teokratik demokrasi" olamayacağına göre, demokrasi ancak laik olabilir. Zaten Barroso'nun iyi okunması durumunda anlaşılacağı üzere, laik olmadan demokrat olunamaz veya laiklik demokrasinin önkoşuludur. Ama elbette asıl laiklik, bizde olduğu gibi "laiklik" adı takılmış devlet dini değil.
Son zamanlarda yaratılan havaya göre, adeta herkesin hemfikir olduğu nokta, Türkiye'nin esas sorununun demokratikleşmek olduğu ve tarih ile toplumsallığının farklılığından ötürü laiklik tartışmasının halkı kamplaştırdığıdır. Bunun gerekçesi de, laikliğin Batı'nın kendine özgü koşulları altında ortaya çıktığı ve bu yüzden Türkiye'de tutmadığıdır. Ama bu gerekçede unutulan temel ve can alıcı nokta, demokrasinin de Batı'nın kendine özgü tarihinin ürünlerinden biri olduğudur. Açıkçası, eğer bu ülkede laiklik tutmazsa, demokrasi de tutmaz.
Yani laik olmadan demokrat olmak olanaksızdır. Olanaksızdır, çünkü Batı'da demokrasi laisitenin oluşturduğu tabanın üzerine oturmuştur. Öyleyse Türkiye'de demokrasiyi bir türlü oturtamıyor olmamızın nedeni, laik tabanı oluşturamamamızdır sonucuna kolaylıkla varılabilir. Demokrasi isteyen dindarlar da dahil, demokrasiden gerçekten yana olanlar gerçek laik tabanın oluşabilmesi için anlaşmak zorundadırlar. Tek bir örnekle yetinmek üzere, Batı Avrupa'da laik hareket Orta Çağ'da ve işin ilginç yanı Kilise çevrelerinde başlamıştır. Reformasyon döneminde Kiliseler devlet denetiminden çıkmışlar ve böylece laisite (veya sekülarizm) oluşmaya başlamıştır. Buna karşılık demokrasinin ilk belirtileri ancak 17. yüzyılda görülecek, yerleşik hale gelmesi 19. yüzyılın sonlarını bulacaktır. Demek ki tarihsel deney, demokrasinin ancak laik bir taban üzerine oturabileceğini göstermektedir.
Aykırı yarımada Anadolu'nun kendine özgü "laikliğinin" en önemli kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Başkanı Ali Bardakoğlu, "Diyanet laikliğin güvencesidir" diyerek, bu ülkede hiçbir şeyin aslı gibi olmadığının tipik örneklerinden birini vermektedir. Laiklik, totalleşmeye en yatkın iki alanın kısmileşmeleri de demektir. Yani din ile devletin. Bu iki küre de varoldukları andan itibaren, hem birbirlerini hem de insan hayatının tümünü kendi çerçeveleri içinde düzenleme kavgası vermiştir. Birinin diğerine üstün veya egemen değil de, her ikisinin farklı olduğu ve birbirleriyle asla kesişmemeleri, çakışmamaları gerektiği düşüncesi laiklik olmaktadır.
Ama bizde bu ikisi biraradadır ve buna laiklik denmektedir. Şaka olsa gerek! Ama ne yazık ki değil! Demokrasinin tabanı işte tam bu noktadadır. Daha açıkçası, farklılıkların kavgasız dövüşsüz biraradalığı olan demokrasi, totalite tabanında yeşeremeyeceği için, ona giden yol, totallikleri kıran laiklikten geçmektedir.
Eğer demokrasi, oy depolarının belli aralıklarla sandığa gitmeleri değil de, limitte tek bir kişi tarafından temsil edilen bir düşünce veya hayat tarzının bile diğerleriyle eşit yaşama ve ifade tarzı olarak anlaşılıyorsa, toplumsal birliğe herkesin egemen ideolojiye katılması yoluyla değil de, çok farklı bakış açılarının biraradalığı yoluyla ulaşılması olduğu kabul ediliyorsa, o zaman toplumda totaliteye soyunmuş bir projenin yer almaması gerekir, çünkü totalite, farklılığı yok etmeye dayalı olduğundan demokrasiye geçit vermeyecektir.
Ülkemizde totalite(ler) kırılamamıştır, bu yüzden demokrasi yoktur, çünkü bu ülkedeki laiklik, laiklik değil, anti-laikliktir. Devlet, dini (üstelik bu ülkedeki inançlardan yalnızca birini) kendi içinde tutarak, organik bünyesinin bir parçası haline getirerek tüm totalliği içinde toplumun tümünün üzerinde egemendir. Çünkü din, kendini siyaset olarak belirleyerek, devletin içinde kalmakta hiçbir sakınca görmeyerek tüm totalliği içinde durmaktadır. Devletin içinde duran din (Sünni Hanefi İslam), diğer bütün inançları marjinalleştirmekte, olmaması gereken olarak yeniden kurgulamakta, böylece herhangi bir demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri olmaktadır.
Bu durumda, bu iki toptancı kürenin birbirlerine karşı mücadeleleri, kısmiliklerini üretmek veya buna razı olmak, bunu içselleştirmek yerine, diğerini kendi tümel varlığının içine almaya yöneliktir. Böylesine bir ortamda, diğer tüm doktrin, felsefe, bakış, inanç ve duruşlar, "din" veya "devlet" açısından sapma, ihanet, günah, inkâr, hıyanet gibi terimler içinde değerlendirilmektedir. Bu da elbette demokrasi değildir.
Gerçek laikliğin kurulamaması, devleti dinselleştirirken dini de siyasallaştırmakta ve sonuçta siyaset, "ya kuzgun leşe ya devlet başa" deyiminde sırıtan bir el koyma kavgası haline dönüşmektedir.
Türkiye'de siyasi iktidarların "kazanımlarını", "ele geçirme", "teslim alma", "el koyma" gibi terimlerle ifade etmelerini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Üç darbe esnasında da aynı sözler söylenmiştir.
" Laiklik" Diyanet'e kaldıysa, darbeler de "demokratik"tir.


   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital