Baba, sünnetime Papa'yı da çağıracak mıyız?
Diyanet'in meşruiyetinin Papa'ya tescil ettirilmeye uğraşılması zaten yeteri kadar hüzün verici, ama Papa'nın bu kartı oynamayıp "Ortodokslar'la yakınlaşmak için geldiğini" açıklamasını bizimkilerin hâlâ anlamamaları çok can yakıcı. "Var mıyım" diye soruldu. "Yoksun" cevabı alındı. Ama bunu kimse anlamadı. O zaman Papa neden çağrıldı?
Sanatın zanaattan ayrılarak kendine özgü bir alan oluşturma sürecinin başlangıcını Rönesans oluşumunun içine oturtmak gerekmektedir. 14. yüzyılda İtalya'da başlayan, sonra diğer Avrupa ülkelerine sirayet ederek 16. yüzyılda zirvesine ulaşan Rönesans hareketi, getirdiği birçok yeniliğin yanı sıra "sanatçı" denen bir türü ve "sanat" denen bir faaliyet dalını dünyaya armağan etmiştir. Biçimsel bir eğitimden geçen hemen herkes, bu denli "sivri" bir iddia karşısında, bin bir zahmetle edindiği ve bu yüzden unsurlarının değişmesinden nefret ettiği (çünkü o kadar zahmetle elde edilen bilgiyi yenilemek gerekecek) "bilgi hazinesi"ni korumak üzere, "ne yani, daha önce sanat yok muydu? Mısır piramitleri, Yunan heykelleri vb. neyin nesi" diyebilir. Hayır, daha önce sanat yoktu, zanaat vardı. Yani piramitleri yapan ustalar, heykelleri yontan ve tapınakları yükselten heykeltıraşlar ve mimarlarla çömlek yapanlar veya sandalet imal edenler arasında herhangi bir fark yoktu. Hepsi zanaatkârdı, çünkü işlerini (eserlerini) ustalarından nasıl öğrendilerse öyle yaparlardı. Bu nedenle, örneğin bir Yunan heykelini kimin yaptığını bilmek, anlamak hemen hemen olanaksızdır, çünkü hemen hemen hepsi aynı kurallara göre, aynı üslupta yapılmıştır. Rönesans'ta bir ilk meydana gelmiş ve bazı ustalar, gelenekten farklı eserler üretmeye başlamışlardır. Böylece eser sahibinin imzasını taşıyan bu yaratılar artık sanat eseri, yapanlar da sanatçı olmuştur. Çünkü artık sanatın olmazsa olmazı olan kişisel üslup, tarz, yani farklılık, benzemezlik ve imza ortaya çıkmıştır. O dönemin İtalyancası bu farklılığı ifade edecek bir kelimeden yoksun olduğu için, Latince'nin virtu (erdem) kelimesi, sanatçının tekilliğini ifade etmek için kullanılmış, eserleri diğerlerinden farklı olanlara da virtüöz denmiştir. Sanatçılık, bir farklılık, bir üslup, ayrı bir esinti olduğu kadar, bir erdemdir de. Türkiye'nin, bu sıfatı hak eden nadir kişilerinden biri olan Haluk Bilginer, Cumhuriyet Hafta Sonu'nda, "İnsanlar gazete ve televizyonlardan çok çabuk ulaşabildikleri kişilere sanatçı demeye başladılar. Türkiye'de sanatçı kelimesi çok yanlış kullanılıyor. Sanatçı kavramının içi boşaltıldı, yozlaştı, bambaşka bir hale dönüştü. Halbuki sanatçılık diye bir meslek yok. Heykeltıraş, ressam, müzisyen, aktörsünüzdür ve bu bir meslektir" dedikten sonra ekliyor, "Sahneye çıkmak çok büyük bir iddiadır. Kötü bir oyunsa ve bir derdi yoksa, bunları anlatamıyorsa eskiden olduğu gibi yuhalanmalı. Biz bunu bilmiyoruz. Bunu bilmediğimiz için de alkışın değeri kalmadı."
|