![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
|
|||||||||
| Türkçe kimlere kaldı! TBMM Türkçe Araştırma Komisyonu, AKP'li üyelerin oylarıyla bir raporu kabul etti. Bu rapordaki önerilerden biri, "Kapadokya ve Efes gibi yerlerin adlarının Türkçeleştirilmesi" yönünde. Böylesine derin bir cehalet acaba başka nerede görülebilir? Pekalâ değiştirelim. Ama tutarlı olmak üzere bütün tarihi yer adlarını Türkçeleştirmek gerekir! Türkiye bir kez daha seçim ortamına girdi. Seçim= geçim özdeşliğini bir türlü aşamayan bu ülkede, seçmenlerin adayları tanımaları, değerlendirmeleri elbette beklenemez. Öte yandan parti liderlerinin seçip listeye koydukları adamları (arada sırada da kadınları) "seçme"nin ne kadar seçim, yani özgür düşünce sonucu ortaya çıkan irade olduğu tartışmalıdır. Aslında bu "tartışmalıdır" lâfı bir dil pelesengi. Bu, seçim filan değildir. Komutanın askerlerine tutulan alkıştır ve demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Sistem madem böyle ve Türkiye'nin bunu değiştirmeye mecali yok, o halde komutanların iyi askerler seçmelerini beklemekten başka yapacak bir şey yok. Geçen "seçim"de Meclis'e giren askerlere bakınca bu konuda umutlu olmak için pek bir neden olmadığı anlaşılıyor. TBMM Türkçe Araştırma Komisyonu, AKP'li üyelerin oylarıyla bir raporu kabul etti. Bu rapordaki önerilerden biri, "Kapadokya ve Efes gibi yerlerin adlarının Türkçeleştirilmesi" yönünde. Böylesine derin bir cehalet acaba başka nerede görülebilir? Pekalâ değiştirelim. Ama tutarlı olmak üzere bütün tarihi yer adlarını Türkçeleştirmek gerekir. O zaman başta ülkenin adı (Türkiye, İtalyanca'dan gelir) olmak üzere, Ankara (Ankyra), İstanbul (İs tin polis), İzmir (Smyrna) gibi üç büyük şehrimizden başlayıp, Bodrum'a (evin en alt katından değil, Petronium'dan gelir) hatta Nusaybin'e (Nisibis) varana kadar kent, kasaba ve köy adlarımızın; dağ, ova, bayır, dere, göl vb. adlarımızın yaklaşık yüzde 80'ini değiştirmek gerekir. Bu arada sayın Arınç (Manisa, Magnesia'dan gelir) ve sayın Gül (Kayseri, Kaisareia'dan gelir) nerelerin milletvekili olurlar acaba? İş burada bitmez, mahalle ve semt adlarını da değiştirmek gerekir. Örneğin Tarabya (Therapia), Samatya (Samatia) gibi semt adları ne olacak? Üsküdar (Scutari) da, Kadıköy (Khalkedon) de Rumcadır, bunları ne yapacağız? Madem başladık, balık adlarını (yüzde 99'u Rumca ve İtalyanca'dır) Türkçeleştirelim. İstanbul'un iki ünlü rüzgârı olan lodos (nautos) ve poyraz'ı (boreas) da silelim. Salata, salam (İtalyanca) yemeyelim, yemeklere salça (İtalyanca) koymayalım, portakal (Portekiz'den gelir), mandalina (Çince) yemeyelim. Ev'de oturmayalım (Rumca). Yani bu iş bitmez! Çünkü Türkçe dünyanın en çok kelime ithal eden dillerinin başında geliyor. Dilimizin yaklaşık 120 bin kelimelik haznesi içinde Türkçe kökenli kelime sayısı 5 bini bulmuyor. Bu durumda, komisyonun tamamen yapay bir dil oluşturması gerekiyor. Elbette kişi adlarını da düşünmesi gerekiyor. 72 milyonluk bu ülkede yarımız Mehmet, yarımız Ayşe (ikisi de Arapça). Komisyonun tam bir "bilgi, feraset ve akıl" örneği olan önerilerinden biri de "Reklamlarda yabancı kökenli kelime ve adlara yer verilmemesi". Bu komisyonun küreselleşme olgusundan haberi yok mu? Bu komisyonun sermayenin vatanı olmadığından haberi yok mu? Türkiye'de üretilen sınai ve ticari ürünlerin büyük çoğunluğunun yabancı markalar olduğu bilinmiyor mu? Yani Pirelli'yi, Motorola'yı veya Europabank'ı nasıl Türkçeleştireceksiniz baylar? Hanımlarımızı Louis Vuitton çanta değil de Lütfü Vatan çanta taşımaya nasıl razı edeceksiniz? Asıl ilginci "yabancı kelime" derken, bir Farsça, bir de Arapça kelime kullanıyorsunuz. Dinin felsefesini, bir öte dünya bilgisi olmasını bir yana bırakan "dindarlar"ın çoğunlukta olduğu bu ülkede, ne yazık ki ve eyvah ki, çoğu "dindar," dini bir cinsellik hapishanesine indirgemenin peşinde. Yaşanan hayatın gelgitlerini adam gibi göğüslemek olan namus, bedeni bir dürtünün kısıtlanmasından ve faturanın kadınlara kesilmesinden ibaret hale getirilince, neredeyse bütün dindarlık bu noktaya indirgenince, diğer tüm bilgiler önemsizleşiyor ve harcıalem bir kolaycılığın içinde saçma noktasına varana kadar değersizleştiriliyor. İmam hatip lisesi mezunları derneklerinden birinin eski başkanı İbrahim Solmaz, "İHL dışındaki tüm okullarda fuhuş var" dedi. Amasya Kız Meslek Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Ahmet Aydın, yaptığı testte "zina"ya yönelik ve onu suç gösteren ağırlıklı sorular sordu. Bu arada İran'da İçişleri Bakanı "muta nikâhı"na onay verdi. İşte konunun bamteli burası. Muta, süresi birkaç saat bile olabilen geçici evliliğin adı (Fahişelerle yatanlar da birkaç saatlik muta nikâhı kıyıyor). Açıkçası fuhuşa yasal kılıf geçirme. Cinselliğin alabildiğine kısıtlandığı ve fuhuşun yüksek boyutlara çıktığı İslami İran'da, mollalar fiili durumu böylece örtbas ederken çok mu ahlâklı davranmış oluyor? İnsanların doğal dürtülerinin başında gelen cinselliğin, karşılıklı rıza dahilinde eşit bireyler arasında yaşanmasına hiçbir engel konulamaz. Konulursa, bu ahlâk değil, ahlâksızlık yaratır. Ve asıl önemlisi, fuhuş, cinsellik kısıtlandığı için vardır. Kısıtlanmasaydı fuhuş da olmazdı. Türk ilahiyatçılar ezana hoparlör yasağına karşıymış. Nasıl olur, peygamberin zamanında hoparlör mü vardı? İlahiyatçıların misyoner gibi davrandığı bu ülkede, dinin bireysel bir konu olduğunu ve kimsenin kimseye inanç dayatamayacağını anlatmak mümkünün çok uzağında. Ve hoparlörle ezan hak, buna karşı çıkmak ise anti-demokratik oluyor. Ama bu ülke gerçekleri tersine döndürmeyi çok sever. Seçim ortamına girildikten sonra, birçok köşe yazarının AKP'yi solcu bulmaya başlaması da bunun çok tipik örneklerinden biridir. Sol'un yüz tane tanımı yok. Bir siyasetin sol sayılabilmesi için emekten yana, sömürüye karşı olması gerekir. Sol doktrin, değişmez dinsel dogmalara değil, her an değişebilen bilimsel vargılara dayanır. Solcular, değişmeden, ilerlemeden yanadır, varolanı muhafaza etmekten yana değil. Bir solcunun ahlâklı olması için onu cehennem ateşiyle korkutmak gerekmez, eşitlik anlayışından ötürü zaten ahlâklıdır. Sol duruşun esası, tüm insanların eşitliğidir. Erkeği kadından, Sünni'yi Alevi'den üstün gören AKP sadece bu nedenden ötürü solun yanına bile yaklaşamaz.
|
||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|