İstanbul'un içinden misiniz?
Bizimki gibi medyayı daha çok bir eğlence unsuru olarak gören ülkelerde, özellikle gazetelerde "hoş ama boş" "köşe"lere sıklıkla rastlanıyor. Buraları işgâl eden yazarlar, çoğunlukla uzun uzun kendilerini anlatıyorlar. Tamam, burası özgür bir ülke, yazan yazar, okuyan okur! Ama iş hurafe üretmeye dayanırsa biraz durmak gerekir.
Her din, özü itibariyle değişmez bir doktrindir. Kitaplı veya İbrahimi dinler denen Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ise bu doktrini Tanrı kelamına dayandırdıklarından, doktrinlerinin değişmezliği daha da vurguludur. Ancak her din, bu dünyada, yani değişmenin kaçınılmaz bir kural olduğu ölümlü dünyada icra edildiği için, tarihin uzun koridorlarında dış etkilere karşı tam anlamıyla korunaklı kalamaz. Açıkçası hangisi olursa olsun her dinin içine, onun temel doktriniyle çelişen çok sayıda halk inanışı, halk tapınısı ve eski inançların kalıntısı sızar. Örneğin İslamiyet, evliyaya çaput bağlanmasını, temel doktrininin özü olan "Allah'ın tekliği" ilkesi açısından dine aykırı görür, ama Müslümanlar'ın neredeyse tamamı bu uygulamayı dinin ta kendisi olarak görür ve sürdürür. Dinin özünde yer almayan ama dinin içine sızan bu inanç ve uygulamalara Arapça'dan ithal bir kelimeyle hurafe deniyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dergisi 'Diyanet'in son sayısında uzman psikolog Fatma Nevsun Duman imzasıyla yayınlanan 'Hurafelerin Cazibesi' adlı makalede, yeni hurafe odakları şöyle sayılıyor: "Şimdi de medyumlar, astrologlar, falcılar, fal kafeler, adak mekânları, medet umulan türbeler, yatırlar, kiliseler." Sayın yazar biraz tarihe baksaydı, bunların hiçbirinin yeni olmadığını görürdü (belki fal kafeler hariç), tek bir örnekle yetinmek üzere, aynı zamanda halife olan Osmanlı padişahlarının resmi, kadrolu müneccimleri (astrolog) ve bir de müneccimbaşıları bulunurdu. Ama burada asıl ilgi çekici olan kilise ziyaretlerinin hurafe kategorisinde sayılmasıdır. İslamiyet'te her yer Allah'ın mekânıdır ve her yerde Allah'a ibadet edilebilir, yani kiliselerde de. Ve ufak bir not: Hurafelerin büyük bölümü camilerde cereyan etmektedir, örneğin cami içindeki yatırlara çaput bağlama gibi. Diyanet İşleri Başkanlığı hurafelere karşı çıkarken hurafe üretmek gibi ilginç bir konumda olmayı, Diyanet Takvimi'nde sürdürüyor. Bu takvimde domuz etinin insanın cinsel hayatını düzenleyen hormonlar üzerinde olumsuz etki yaptığı belirtildikten sonra, bu hayvanın etinin bol kolesterol içermesi nedeniyle damar sertliği, karaciğer ve kalp yetmezliği gibi hastalıklara zemin hazırladığı bildiriliyor. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu ülkelerle Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerin nüfus yoğunlukları karşılaştırıldığında, birincilerin çok daha yoğun nüfusa sahip oldukları görülür. Örneğin Türkiye, Avrupa'nın en düşük nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerindendir. Demek ki domuz eti yiyen Avrupalıların pek bir cinsel sorunları yok. Öte yandan "takvim"de sayılan hastalıklara zemin oluşturma konusunda domuz eti tek başına değil, koyun ve sığır eti de dahil tüm kırmızı etler aynı kategoride yer alıyor ve "kolesterol" içerikleriyle "kalp ve damar ile karaciğer" hastalıklarına neden olmadaki katkıları domuz etininkine eşit, bazen de daha yüksek.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 86. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|