![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
![]() |
|
|||||||||
| Tarih ne işe yarar baba? Bilim ne yargılar ne anlatır ne düzenler, yalnızca ve yalnızca anlamaya çalışır. Oysa özellikle bizimki gibi toplumlarda olmak üzere, tarih büyük gövdesi itibariyle bir arınma alanı, bir ağlama duvarı, bir günah keçisi veya bir gurur kıblesidir. II.Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, ileri yaşına rağmen vatanını savunan ve Naziler tarafından kurşuna dizilen büyük Fransız tarihçisi Marc Bloch'un "Tarihin savunusu ya da tarihçilik mesleği" adlı kitabı, büyük bilginin oğlunun şu sorusuyla başlar: "Tarih ne işe yarar baba?" Tarihçilik, bilimsel bir alan olmakta çok zorlanan disiplinlerin başında gelir. Bunun elbette birçok nedeni var. Öncelikle kendine özgü bir dil oluşturamaması ve gündeliğin kelime haznesiyle iş görmek zorunda kalması en büyük handikabını meydana getirmektedir. Bir dili en fazla bakkaldan ekmek alabilecek düzeyde bilen bir kişi bile, bu dilsel rahatlıktan ötürü kendini hem tarihi anlayabilir, hem yorumlayabilir, hem de kurgulayabilir saymaktadır. Ancak asıl büyük sorun, tarihsel malzemenin sonsuz bollukta olmasından ve tarihçinin bunları gerçeklik sınamasından geçirecek olanaklara her zaman sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. O zaman tarih, herkesin gündelik ihtiyaçlarına göre istediği şekilde sağa sola çekiştirebildiği, rahatlıkla tahrif edebildiği, olmamışı olmuş gibi gösterebildiği, şekilsiz, daha doğrusu içine girdiği kabın şeklini alan tuhaf bir cisim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kadar kolay şekle sokulabilen tarih, elbette geçmişin methi veya yergisi yoluyla bugünün günahlarından arınılan mistik bir tapınma yeri haline dönüşmektedir. Oysa bilim ne yargılar ne anlatır ne düzenler, yalnızca ve yalnızca anlamaya çalışır. Oysa özellikle bizimki gibi toplumlarda olmak üzere, tarih büyük gövdesi itibariyle bir arınma alanı, bir ağlama duvarı, bir günah keçisi veya bir gurur kıblesidir. Geçmişi övenler de yerenler de, tarihçilik değil, "bugüncülük" yapmaktadırlar. Bugünün oluşumunda dünün elbette rolü vardır, ama bugün, esasen bugün yapılır. O zaman bugünden memnun olmayanların önemlice bir bölümü, "Dün ne kadar müthişti, şimdi sürünüyoruz" diye tarihe methiye düzer, gene önemlice başka bir bölüm de, "bugünkü halimiz dünün hatalarından kaynaklanıyor" der ve ruhlar kurtarılır. Ama tarih ruh kurtarma alanı değildir, bu iş için dine başvurulmalıdır. Başvurulmalıdır ama, bazılarımız tarihi "dinselleştirmeyi" daha uygun bulurlar. Türkiye Gazetesi'nin "İnsan ve Toplum" sayfasında "Gönül Bahçesi" adlı bir köşesi olan Mehmet Oruç, "Osmanlı padişahlarının üstünlükleri" başlıklı tipik bir methiyeci yazı yayımladı. Fahri tarihçi Oruç şöyle diyor: "Osmanlı İmparatorluğu, on dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünya tarihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedan devletidir. Hem de Asr-ı Saadet ve Hulefa-i Raşidin devirlerinden sonra hak ve adalete riayette en üstün seviyeye yükselen bir devlet". Tipik bir tarih tahrifatı örneği. Osmanlı Devleti'nin, bir devlet olarak ne zaman ortaya çıktığı tartışmalıdır. Ama bu tarih kesinlikle 1299 değildir. Devlet işlevlerinin oluştuğu Orhan Bey zamanıdır. İkincisi, Osmanlı Devleti kurulduğu andan itibaren imparatorluk olmamıştır. Önce küçük bir beylik, sonra sultanlık ve nihayet İstanbul'un alınmasından sonra imparatorluk olmuştur. Yani "14. yüzyılın başından beri" değil, 15. yüzyılın ortasından sonra imparatorluktur. Ayrıca "şerefli" bir hanedan devleti ne demek? Diğerleri şerefsiz mi? Bunu geçelim. Ama "en uzun ömürlü hanedan devleti" önermesi iki kere yanlış. Çin'de, Hindistan'da, Afrika'da, Kolomb öncesi Amerika'da daha uzun süre iktidarda kalan hanedanlar var. Eğer çeşitli hanedanların birbirine eklemlenmesine bakılırsa, 5 bin yıllık Mısır ve Çin veya 1500 yıllık Roma (Bizans'la birlikte) hanedan devletlerinin sürekliliğinin yanında Osmanlı sönük kalır. Fakat asıl önemlisi, bir hanedan devletinin uzun sürmesi bir başarı değildir. Hele bu hanedan 20. yüzyılın başına kadar geldiyse, hükmettiği ülkenin siyasal, toplumsal, düşünsel başarısızlığını simgeler. Ama methiyeci bakış açısı bu "uzun ömrü" büyük bir başarı olarak görür. Oruç devam ediyor: "öyle bir üstünlük, fazilet her devlete nasip olmamıştır. Bunda devletin ilk kurucusunun ve sonra sultanların iyi niyetlerinin, samimiyetlerinin ve ihlaslarının büyük payı vardır. Bir şeyin temeli iyi niyetlerle ve sağlam olarak atılırsa ömrü de o kadar uzun olur". Eğer bu yargı doğruysa, İngiliz krallığını 1066'da kuran (Adada daha önce krallıklar vardır, ama asıl krallık 1066'da kurulmuştur) Fatih William (aslen Guillaume, çünkü İngiltere'yi fetheden Norman asıllı bir Fransız olup, Normandiya düküdür), gelmiş geçmiş en iyi niyetli, en samimi ve en ihlas sahibi hükümdardır, çünkü İngiltere krallığı hâlâ sürüyor. Bu bağlamda, William'ın ihlasına ilişkin bazı örnekler açıklayıcı olabilir. İhlas, bütün eylemlerini Allah'ın hoşnut kalması için yapmak, yani dine bağlılık demektir. William, Flandre Düşesi Kraliçe Mathilde'le Kilise'nin (yani dinin en yüce makamının) kesin itirazına rağmen evlenmiştir ve Hıristiyanlığın yedi büyük günahtan biri saydığı oburluğu yüzünden ölmüştür. Öylesine ki, cesedi tabuta yerleştirilirken (herhalde peritoniti vardı) patlamış ve etrafa korkunç bir koku yayılmıştır. Demek ki uzun ömürlü hanedan devleti kurmak için ihlas gerekmiyormuş ve zaten Osmanlı bey, sultan ve padişahlarının yalnızca dini açıdan olan kusurlarını saymaya sayfalar yetmez. Hele iyi niyete hiç girmeyelim. Tarihi bir metih nesnesi halinde kurgulayarak, bugünü kurtarmanın yolunun "eski güzel günlere" dönmek olduğu iddiası, bizimki gibi ülkelerde çok taraftar buluyor, çünkü OECD'nin 57 ülkede 15 yaş grubunda 20 milyon öğrenciyi temsil eden 400 bin öğrenci üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, bu yaş grubundaki Türk öğrencileri, sözel yetenekte 37'nci, matematikte 43'üncü ve fende 44'üncü oldular. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de bu sonuçlar karşısında "Yerimizi korumak da başarıdır" dedi. 28 ülke arasında bilimsel yayın yapmada 21'inci sırada olan Türkiye'de eğitim ancak bu kadar olabiliyor. Yerinde saymak başarı oluyor.
|
||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|