![]() ![]() |
![]() |
|
||||||||||||||
|
|||||||||||||||
|
|
||||||||||
| Yaşasın "Sosyalleşme"! Sonradan yeniden okuyunca, yok, dedim, kendime haksızlık etmişim biraz. Ya da hızla yol aldım, bilmiyorum Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağları ile ilgili bu sayımızın kapak haberine çalışmaya iki hafta önce başladı Onur. Toplantıdaki hararetli ve bol kahkahalı tartışmamızdan sonra, benden de "görüş" almak istediğini söyledi, özellikle de facebook'un, şu an itibariyle 75 milyon 202 bin 137 (Türkiye'nin nüfusu kaçtı sahi!) aktif kullanıcısı yani oynayıcısı olan Farmville adlı oyunla ilgili olarak. Ben de, yaşını başına epeyce almış bir "hayran" olarak (laf aramızda, bir grup ya da oyun vb.'yi beğenmeye ve ona katılmaya, desteklemeye daha hoş, daha kolay kabul edilebilir bir kelime bulunmalı bence) biraz utanarak da olsa, o günkü toplantı tartışmalarına pek aktif katıldığım için, mecbur, kabul ettim. O gün hemen bir şeyler yazıp gönderdim Onur'a, ama aradan iki hafta kadar zaman geçti ve ben, çiftliğimi devredecek "iyi bir aile" bulamadığım için çiftlik oyununu oynamayı, dolayısıyla aradaki boşluklarda facebook'la hemhâl olmayı sürdürdüm. Ve bilseniz ne kadar çok yol kat ettim! Artık, ufaktan da olsa bir facebook kullanıcısıyım. Arkadaş sayım arttı, onlarla müzikler, köşe yazıları, fotoğraflar, düşünceler paylaşıyorumGülmeyin bana, gerçekten de bu yeni paylaşım ağlarının "sanal" olduğunu düşünmüyorum artık mesela. Yeni oluşan durum, bana kalırsa "sanal bir sosyalleşme" değil, yeni tip, kendine özgü bir gerçekliği olan, basbayağı elle tutulur, gözle görülür ve de üzerinde çalışmak için toplumbilimcileri bekleyen bir "sosyalleşme çılgınlığı"! Onur'un yazısını okuyunca dehşete kapıldım; facebook kullanıcı sayısı açısından dünyada üçüncü ülkeymişiz! Tam bunun nedenlerini düşünürken, yine facebook'tan bir arkadaşımın eklediği şu haberi okudum: "Türkiye AİHM'de dünya rekoru kırdı / Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bugün yaptığı açıklamada, mahkemenin kuruluşundan 2009 yılı sonuna kadarki döneminde hakkında en fazla mahkûmiyet kararı alınan ülkenin Türkiye olduğunu bildirdi. 2 bin 295 mahkûmiyet kararı olan Türkiye'yi, 2 bin 21 mahkûmiyet ile İtalya ve 862 ile Rusya takip ediyor. 2009 yılında da AİHM'de verilen toplam 1625 mahkûmiyet kararından 356'sında Türkiye mahkûm olarak birinci sırada yer aldı. Türkiye'yi 219 mahkûmiyet ile Rusya, 168 ile Romanya ve 126 ile Ukrayna takip ediyor." Acaba hâlâ yeterince konuşamadığımız için mi, devlet bu kadar güçlü ve suçlu olduğu için mi hâlâ, daha rahat konuşup karnımızın, beynimizin içindekileri daha rahat paylaşabileceğimiz facebook'u kullanmakta üçüncüyüz? Yani insan hakları ile ilgili ve devlet eliyle işlenen suçlarda birinci olduğumuz için mi? Facebook kullanımında ABD ve İngiltere'nin birinci ve ikinciliklerini anlamak güç değil, bu ülkeler dünya zenginliklerinin paylaşımında da, bilgi ve teknoloji üretiminde de, her türlü ürünün tüketiminde de zaten başı çekiyorlar. Ama ya Türkiye? Nedeni ya da nedenleri ne olursa olsun, bu hiç de fena bir durum değil aslında, yani facebook gibi sosyal paylaşım ağlarının bu kadar rağbet görmesi. Hatta müthiş bir şey. Şu kadarını söyleyeyim, dün yaptığım küçük bir deney (tabii amacım deney yapmak değildi, amacım Batman'da bir gösteride taş ve slogan attığı gerekçesiyle gözaltına alınıp, yargılandığı mahkemenin ilk celsesinde, hakkında 7,5 yıl hapis cezası veriliveren 15 yaşındaki Berivan'la ilgili facebook'ta bir faaliyet olup olmadığına bakmak ve varsa, katılmaktı) bu paylaşım sitelerinin ne kadar güçlü, ne muazzam güçlü olduklarını gösterdi bana. Ve bu güç, demokrasi adına çok heyecan verici. Facebook'a girdim ve tembel çağırıcılarından biri olduğum "Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları" grubuna tüm arkadaşlarımı davet ettim. Daha 10 dakika geçmişti ki, yedi arkadaşım gruba katılmıştı. Bu ne demek biliyor musunuz? Ben çağırıyorum, yedi kişi katılıyor, onlar katıldıkları anda, onların arkadaşlarının tümü bu katılımı görüyor, duyuyor, haberdar oluyor ve daha önce duymamışsa, katılıyor. Bu yeni katılanların da arkadaşları, arkadaşlarının katılımını görüyor ve katılıyorYani bu paylaşım ağlarında haberler "geometrik" şekilde iletiliyor, çok kısa zamanda çığ gibi büyüyor tek bir ses. Müthiş bir güç değil mi bu? Facebook kullanımında üçüncü olan Türkiye'de herhangi bir şey "sır" kalabilir mi? *** Avatar'a gittiniz mi? Ben üç kere gittim, vizyondan kalkana kadar da gidebildiğim kadar gideceğim, niyetim bu. Çünkü bu filmin muhteşem bir görsel şölen olduğunu, içimdeki çocuğa çok iyi geldiğini düşünüyorum. Arkadaşımız İrfan Aktan ise böyle düşünmüyor pek. Bu sayımızda okuyacaksınız onun Avatar yazısını da. Tartışabileceğim birkaç nokta var yazısında, ama tartışmayacağım, sadece diyeceğim şu ki: İrfan yaa, hiç mi eğlenemeyeceğiz? Tamam, her koyunun altında bir buzağı olabilir ama, yorulduk yaa, daha nereye kadar? Hollywood yapımı olduğunu bildiğimiz bir Avatar'ı da şöyle dünyayı unutup izleyelim, mola kabilinden, ha?, |
||||||||||
| Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın | |||
|