'Sağ'ın ebesi olarak 'sol'
Ülkemiz çarpıklığını ötekinin çarpıklığına bağlı olarak koruyabilen ve 'öteki'sine aşkla, nefretle ve imanla bağlı bulunan simbiyotik ilişkiler cenneti. Yeri gelmişken kuzum, 'sağ'a ve 'sol'a ne demeli?
Danıştay başkanı Sumru Çörtoğlu "İrtica hep vardı ve olmaya da devam edecektir" diyor. Buradan anlamalıyız ki, irtica imana gelip "Anladım ki ululardan bir ulusunuz, bundan sonra sizi üzersem şöyle böyle olayım, verin elinizi öpeyim' diyecek olsa bile, devlet iktidarının örgün ağı buna izin vermeyecek, hatta tenhada kıstırıp "Sen deli misin" diyecek. "İrtica haktır, olmalıdır; olmalısın. Sen ki olmasan, üstünlüğümüzü idame ettirmek için gereken bütün imkânlardan mahrum kalırız, sen ki varsın ve birsin. Senin siyahın olmasa biz böyle aydınlık görünemeyiz, senin gür sesin olmasa biz kısık-ince tonlarımıza mümtaz desibel muamelesi çekemeyiz. Sen ol, ki yaşasın cumhuriyet. Sen ol ki muhafızlığımın bir anlamı olsun. Sen ol ki anlamımı muhafaza edebileyim ben!" Ülkemiz çarpıklığını ötekinin çarpıklığına bağlı olarak koruyabilen ve 'öteki'sine aşkla, nefretle ve imanla bağlı bulunan simbiyotik ilişkiler cenneti. Yeri gelmişken kuzum, 'sağ'a ve 'sol'a ne demeli? Ertuğrul Günay'ın AKP ile olan teşriki mesaisi beni o kadar da çok şaşırtmadı. Değil mi ki, laikliği 'din düşmanlığı yapmak' olarak algılayan CHP'nin main stream'i ile bir iletişim kuramıyorsun, o halde yerin ister istemez, çaresiz, boşu boşuna, 'sağ'dır, sağ olmak zorundadır. İslamcılığın neden hep ve her zaman 'sağda' konumlanmak zorunda olduğunu sormuştu birileri. Çok açık değil mi? Cevap: Türkiye'ye mahsus solun kendisini asla ama asla din ile yan yana getirmek istememesi. Gucci'den alışveriş yaparak solculuğuna büyük bir darbe indirmiş olduğu halde, 'inançsızlık'ta direnmeyi ya da dini 'ağza alınmaması gerekenler' sepetine tıkıştırmayı 'solculuğunun' bir gereği olarak görmesi. Oysa din değil mi "komşusu aç iken tok yatmayı" dünyanın en rezil şeyi olarak gören? Din değil mi "işçinin hakkını teri kurumadan vermeyi" en kutsal kitabında döne döne tembih eden? Fakat bizim main stream solumuz, CHP'miz için bütün bunlar üzerinde durmak oldukça lüks: Dinin 'eşitlik' ilkesi için nasıl velud bir imkân olduğu, Latin Amerika ülkelerinde de olduğu gibi, dinin solun temel meselelerine duygusal motivasyon temin eden bir kaynak olarak nasıl da değerli olduğuAman aman sakın ha. Bırakalım lüks kalsın. Bırakalım hayal. Bir ihtimalin daha, Deniz Baykal elinde ufalanıp yok olması mı? Hafazanallah. O İlhan Kesici ile yapacağı açılımlarla yetinebilir. Lütfen. Yeri geldi. Sağ ve sol kavramlarına tekabül eden değerler Türkiye ölçeğinde hiçbir zaman ait oldukları yerde temerküz etmedi ki, İlhan Kesici'nin CHP'ye gitmesi şaşırtıcı olsun. Yaygın ve kitlesel anlamda CHP ile temsil edilen ve kendisine sol parti denen gelenek, o kadar seçkinci, o kadar devletçi; resmi ideolojiye öylesine eklemlenmiş ki, bu durum halka da, sağa da birbirlerine tutunmaktan başka bir şans bırakmıyor. Sağ ki, 'normal şartlarda' orta sınıfın, serbest piyasanın taleplerini taşır. Türkiye'de ise devleti karşısında bir muhatap olarak bulabilme, varlığının tanınmasını bekleme yönünde alt tabakaların artan talebi içinde buluyor kendini; varoşlarda, arka mahallelerde, taşrada buluyor. Türkiye'de solun olması gereken her yerde sağ varSağı orta sınıf için geçerli ve verimli olabilecek vaatleri arka mahallelerde seslendirirken ve alkış alırken görürsünüz; grotesktir tablo ama anlamsız değildir. Çünkü aile demektedir, din demektedir, cumaya gitmektedir ve her şeyden önemlisi kapı önünde ayakkabı çıkarılmasına burun bükmemektedir. Türkiye'de sağın aynı dili konuşabildiği alt sınıflara olan ilgisi klasik oy avcılığının dışında aynı zamanda resmi ideoloji partilerinin neden olduğu bir zorunluluktur. Sağın alt sınıflara verdiği vaatler hiçbir zaman eşitsizliği kökten çözecek yöntemler içermez, orta-üst sınıfın durumunu göreceli olarak iyileştiren yöntemlerdir bunlar.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 99. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|