Âdi Rapor…
Türk adaletinin, o koca koca çağdaş hâkimlerin, bilirkişilerin filan hâli pür melali ortada iken, "İslami kesim" hâlâ Üzmez'e sahip çıkmakla suçlanmakta. Kamu vicdanını "kesecek" kararı verebilecek olan "İslami kesim" imiş gibi…
İlaçlı kola içtim, komploya kurban gittim derken, baktık Hüseyin Üzmez, "şeytana uydum" ifadesi üzerinden yaptığı tacizi kabullenmekte ve o demeç senin bu kanal benim dolaşaraktan ne kadar müşkül bir durumda ve fakat hâlâ ne kadar sempatik olduğunu kanıtlamaya çalışmakta. Erkeklerin her şeye ama her şeye hak sahibi olduğu bu topraklarda Üzmez, doğal ve anlaşılabilir bir öfkenin nesnesi oluyor. Adli tıp raporu ise mevzu "kadın" oldu mu, ortada çağdaşlıktan eser kalmadığının, dincisi dinsizi, yazarı doktoru herkesin olabilecek en kadın aleyhtarı yorumda mutabakata vardığının bilmem kaçıncı delili. 14 yaşındaki kız çocuğunun olaydan fiziksel ya da psikolojik bir zarar görmediğine ilişkin bir adli rapor söz konusu. Yahu, "post travmatik stres bozukluğu" diye bir şey var; ve bu bozukluğun travmadan ne kadar sonra açığa çıkacağı mağdurun durumuna göre değişebiliyor. Kaldı ki bildiğim kadarıyla raporu veren heyetin içinde "çocuk psikiyatrı" da yok. Raporun bilimselliği bin kere su götürür, tahliye kararına mesnet teşkil eden kararın hukukiliği de. Gelgelelim, kocası tarafından öldürülen kadının, kocasının cinsel ilişki teklifini reddetmesini "haksız tahrik" olarak görüp kocanın cezasında indirime giden bir hukuk anlayışıyla yaşamaktayız. Hatırlanacağı gibi daha 2007 yılının Kasım ayında, Ö.Y. adlı bir kadın cinsel ilişki kurmakta ısrar eden kocasını yataktan ittirip düşmesine neden oldu diye kocası Ü.Y.'nin tabancasından çıkan kurşunlarla ölmüştü. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Ü. Y. "haksız tahrik indiriminden" yararlanmış, dosya bir şekilde önüne gelen Yargıtay 1. Dairesi de yerel mahkemenin "haksız tahrik" indirimi içeren kararının onanmasına hükmetmişti. Türk adaletinin, o koca koca çağdaş hâkimlerin, bilirkişilerin filan hâli pür melali ortada iken, "İslami kesim" hâlâ Üzmez'e sahip çıkmakla suçlanmakta. Kamu vicdanını "kesecek" kararı verebilecek olan "İslami kesim" imiş gibiMuhafazakâr kesimde Üzmez'e bir destek yok, ancak "diğer taraf"ta bir "linç beklentisi" olduğu için, Üzmez'in hâlâ hayatta olması dahi "destek" olarak algılanmakta. Üzmez'in yaptığı iğrençtir, kuşku yok. Ama "mahalle" ne yapsındır yani? Dahası şu soruyu sormak lazım: Dindarlığı ile bilinen ya da "İslamcı" diye maruf kimseler ne zaman böyle yekten ihkak-ı hakta bulunmuşlar, ne zaman adamı yol ortasında çevirip kısasa kısas uygulamışlardır ki, şimdi Üzmez'i adli makamların elinden kapıp taşlasınlar? Bu nasıl bir "İslami kesim" tasavvurudur ve dahi medya her canı çektiğinde canının çektiği türde bir kamuoyu imal edebileceği fikrine nasıl kapılabilmektedir? Dahası sözü edilen şahsa kimler mikrofon uzatıyor, hangi televizyon kanalları ona kapılarını açıp kendisini savunma, yaşadıklarını rasyonalize etme imkânı veriyor, "İslami kesim" denen kesime ait yayın grupları mı, "diğerleri" mi? Buna iyi bakılmalı..
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 174. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|