Bir kontrast abidesi olarak Nip/Tuck
Gelgelelim dizinin tek kusuru 18 yaş sınırını elzem kılmış, karmaşık 'ilişkiler ağı' dizi film doğası ile birleşince ortaya her yaş için sakıncalı durumlar çıkıyor. Dizi filmler ele aldıkları temaları ve çözümlemeleri sinema filmleri gibi 90 dadikaya sığdırmak zorunda değiller; bu bir avantaj. Ancak her bölümde bir şeylerin olması, izleyicinin 'olay açlığının' yatıştırılması lazım. Karakterlerin bir önceki olaydan hiçbir ders almadan yeni bataklara saplanması, saplanırken de salağa yatması gerekmekte, senaristler de sadece bir tarafını tutabildikleri olaylar üzerinden hayatın tümünü kuşattığı iddiası taşıyan büyük büyük şeyler söylemek zorunda. Boston'un yarısı ile yattığı halde masum kalabilen Ally McBeal'in sırrı bir dizi film karakteri olmasından başka bir şey değildi. Aynı şekilde Nip/Tuck karakterleri de tarzı hayatlarının mümkün kıldığı şeyleri tekrarlaya tekrarlaya, dizinin eleştirdiği şeylere bile bir masumiyet (!) kazandırıyor. Sefihliğin ve yozluğun açılımındaki 'insani katmanlar' bizzat sefihliğin ve yozluğun kendisine kefalet teşkil ediyor. "Yiyebileceğin her haltı yiyebilirsin üstelik o haltların bedelini öderken yakalayabileceğin 'hakikat' duygusunun yerini de hiçbir şey tutamaz" mesajı hayatın özgün dinamiği ile örtüşmüyor. Çünkü burada yoldan çıkmanın bedeli 60 dakika içinde yanacak birkaç ampul ile ödüllendirilmiyor. Üstelik yanlışlar biraraya gele gele insanı oluşturuyor, alıştırıyor. Emerson'un sözü tescilleniyor sonra: "Yaptıkların o kadar yüksek bir sesle konuşuyor ki, ne söylediğini duyamıyorum." Ve biliyoruz ki sakınılmamış günahların fütursuz birikiminden ancak şu 'iyi' şeyler çıkıyor: 1) Timsah gözyaşı ile marine edilmiş özeleştiri soslu dost muhabbetleri, 2) Dizi filmler.
|