Dehşetin Eşiğinde…
"Dehşete düşmek" bir bilgelik türüdür ve ancak yozlaşmadan nasibini almamış insanları delirtir. Yozlaşan delirmez.
Geçen hafta bir grup dindar kadın Hüseyin Üzmez vak'asının kendilerini ne kadar rencide ettiğini belirtmek için eylem yaptılar, Vakit gazetesine üzüntülerini belirttiler ve bu yazarın bu gazetede yazmaması gerekliliğine ilişkin çağrıda bulundular. Olayın ailemizdeki yansımaları şöyle oldu: Babam, "iki taraf biraraya geldi, bir herif üzerinden Müslümanlar yıpratılıyor. Tamam Hüseyin Üzmez belli ki sağlam adam değil ama" Annem ise şöyle dedi: "Aman bir konuda da laikler ve dindarlar biraraya gelsin, fena mı? İyidir böyle 'biraraya' gelmeler, toplum her konuda bölünmeye başladı, bu konuda ortak duruş, iyidir". Bir "idealist" olan doktor babam bilimsel konularda bir hayli pozitivist, ancak sosyolojik mevzularda her zaman bir parça "taraf"tır; olaylar karşısındaki "tarafsızlığını", "öteki" ile ilişkilerinde geliştirdiği medeni ve hoşgörülü tavrı bile bir "taraf"a ait olmanın, ait olduğu kimliğin referanslarının içinden üretir. Mütedeyyin ve mütesettir annem ise müthiş pragmatizmiyle doğuştan "politikacı", potansiyel "toplum mühendisi" tek başına bir dört eğilim enstitüsü. Hiçbir aşırılığı sevmez; hangi kesime özgü olursa olsun şımarıklıkla "özgürlük talebi" arasındaki farkı ayırt etmekte, tarafları az çok tatmin edecek orta yolu bulmakta hiç zorlanmaz. Yaşama sevinci konusunda hepimize beş basan babam idealleri için aşırılığa, sözgelimi ölmeye hazır bir adam iken, yaşamı görev bilinciyle sürdüren annem hiçbir şey için ölme taraftarı değildir; babam Üzmez vs. gibi olaylardan feci yara alır iken, annem "insan" denen varlıktan hemen her şeyi bekler. Şimdi. Annem gibi dindarlar var. Ama babam gibi adamlar, yani, dini hayatı "realite" ile tartarak yürümeyen, iman etmenin insanın günaha ve zulme eğilimli yaratılmış olan tasarımını baştan sona değiştireceğini, değiştirmesi gerektiğini düşünen, insanların hem inançlı hem de arızalı olabileceğine ihtimal veremeyen bir grup dindar da var. Ve onlar gençliğini bir davaya, bir meseleye adanarak geçirmiş kimi dostlarının, aynı çevreden tanışlarının geç kalınan bir hayatın arzu-tutku-para-lezzet sarmalına bir kıyısından tutunma telaşı içinde olduğunu görmüyorlar. Bırakın Üzmez'i, bu telaştan bahsedenlerin bile iftira attığını düşünüp bozuluyorlar. Çünkü "Ölüm bir son değil ki. Ahirete iman etmiş adamın yaşııcaz yaşııcaz diye telaş etmesinin anlamı yok ki?!" Bu arada babam, Hüseyin Üzmez'in Fatih Altaylı'nın programında "birlikte olduğum kadınların hepsi hidayete erdi" derken bile başka bir şeyi kastetmiş olabileceğini düşünüyor mesela. Üzmez'e güvenmiyor ama, "hidayete erme" potansiyeline sahip hiçbir kadına o adam ile bir şeyler yaşamayı yakıştıramıyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 175. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|