AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 
New York'un uzun etekli kızları

\"\"
\"\"
New York'un uzun etekli kızları

Brooklyn'de okul forması ayak bileklerine kadar uzanan kızlar dolaşıyor ve kadınlara başlarını kapamaları için bone, örtü, peruk satan mağazalar insanda 'Tekbir giyim buraya şube mi açtı' şüphesi uyandırıyor.

Geçen haftayı daha önce bir kez bile ziyaret etmemiş olduğum bir ülkede geçirdim. Lakin Amerika'nın New York'u ve dolaylarında gezerken, 5th Avenue'de dolaşırken ya da Rockefeller Center'ın tepesinden Manhattan'ı gözden geçirirken sözgelimi, gördüğüm her şey bende şu tesiri uyandırdı: Bunu daha önce görmüştüm.
Öyle bir ülke düşünün ki, arada nereden baksanız 10 saat uçak yolculuğu var, arada büyük büyük bir okyanus var, başka bir kıta söz konusu. Her şeyi geçtik, dünyadaki gökdelenlerin dörtte birini barındırmak gibi iddialı bir kentsel tasarım var ortada, ama karşılaşma anında yaşadığınız his, o sokakların orada, onlarca yıldır elinizin altında duruyormuş gibi olduğu. İşte Martin Scorsese'nin hayran olduğu şehir, işte elindeki Donut ve kahvesi ile güne başlamaya hazır bir NYPD üniformalısı, işte elini beline koyup bir parmağını yüzünüze doğrultarak ve gerdan kırarak "Bana bak sürtük" yollu bir konuşma başlatması an meselesi olan hafif asabi ve büyük popolu siyah kadınlar, işte insanda artık Türk markası etkisi yaratan McDonalds ve Starbucks'lar, işte New Jersey'in bahçeli nizam ve önünde iki-üç adet araba bulunması Allah'ın emri olan evleri. Tabii, kent merkezine en fazla 25-30 dakika uzaklıkta bulunan bu evlerin sakinlerinin 'New Yorker' olamadığını, olamayacağını da nasılsa önceden biliyorsunuz. Çünkü New York'lu demek aslen 'bekâr' demek. Çünkü New York demek bolca Manhattan demek. Nitekim Brooklyn'de durum böyle değil, orada bolca aile var. Mesela, kaç milyon dolarınız olursa olsun bir ev alıp sakini olamayacağınız gayet şık ve güzel evlerin bulunduğu geniş bir Yahudi mahallesi var burada ve New York'un "Ben bunu daha önce görmüştüm" hissinin sınırlarının bittiği mahalle orası. Siz hiç saçları dümdüz taranıp sıkı sıkı bağlanmış ve 'okul forması' istisnasız ve abartısız ayak bileklerine kadar gelen kızlar gördünüz mü herhangi bir filmde? Kipa ya da perçemden bahsetmiyorum, ayak bileklerine kadar uzanan elbiseler, etekler giymiş yüzlerce genç kızdan bahsediyorum. Evsizinden junkie'sine, dev çöp torbalarından farelerine kadar 'beğenilemeyecek' şeylerini bile satan, pazarlayan ve imajını ifşa etme yeteneğine borçlu olan bir kentin göbeğinde, kentin kültürüyle alabildiğine kontrast yaratan bir detay söz konusu; ama öylece bakir-bakire, el değmemiş halde duruyor. Kadınlar için başlarını kapamaları maksadıyla üretilmiş özel bone, örtü ve perukların satıldığı dükkânlar da bir o kadar ilginç. Brooklyn'in Tekbir giyim mağazaları yani. İlginç çünkü, yine New Jersey civarında bir bowling salonuna girdiğinizde sözgelimi, kendinizi herhangi bir filmdeki herhangi bir bowling salonu karesinin içinde bulabiliyorsunuz; salonun filmdeki etnik ve demografik yapısı ile gerçekteki etnik ve demografik yapısı bile birbiriyle tutarlı olabiliyor; zaman ve mekân tutmasa da, aklınızda beliren ilk soru "Big Lebowski'yi yeniden mi çekiyorlar" olabiliyor. Kendisine Jesus diyen ve parmağını yalayıp gıcık hareketler yapan Hispanik karakter bile orada diye biraz da abartayım, durumu anlayın. O zaman insan merak ediyor, neden şimdiye dek izlediğimiz binlerce Brooklyn enstantanesi arasında hiç 'yerleri süpüren uzun okul forması' yoktu?
Bir şeyi bizzat görmek ile beyazperdeden görmek arasında bazı farklar da yok değil. 'Gökdelen' denen ama kuşkusuz daha haşin bir ismi olmasını tercih edebileceğim yapılar tahmin ettiğimden daha tesirliydi. Amsterdam'ın, Denhaag'ın, Kopenhag'ın o hem doğaya hem insana yakın, bugünü kucaklarken tarihe ihanet etmeyen kentsel dokusu ve mekânsal yerleştirmelerinin, insana "Ah işte burada yaşanır" duygusu uyandıran tatlılığının, edebi bir metin gibi hem esinle hem kurmacayla kotarılmış o ustalıklı şehirlerin yani, büyük bir ahlaki ikilemi gizlediğini düşünmüşümdür öteden beri. New York'un gökdelenleri ise o dev kibriyle, bir gerçeği gayet açık ve kaba bir biçimde haykırıyor: "Güce talibim, sınır tanımıyorum, eşitliğe inanmıyorum. Ve sen küçük insan teki, bu gökdelenlere bakabilmek için boynuna vermek zorunda kaldığın acımasız açıları; ruhuna, benliğine, bakış açına da vermek zorundasın. Ezcümle, Murphy'nin altın kuralı: Altını olan kuralı koyar."

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 140. sayısında bulabilirsiniz!



   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital