Dostluk kazansın
Taraftarlar, kendi 'hayali cemaat'lerinin formalarını giymiş olarak 22 Temmuz final maçında kozlarını paylaşmayı bekliyor. Havada kolektif bir güvensizlik var… "Politik ve toplumsal nizam ancak korkuyla sürdürülebilir" mi diyeceğiz? Yoksa "Dostluk kazansın" mı?
Bir sıkıntı, bir karın ağrısı yaşadığımızda onun bir sebebi olsun isteriz. Sebepsiz huzursuzluk bizi korkutur. Bulduğumuz sebepler bazen hayalidir bazen de gerçek, ama onları bulmuş olmak bizi belirsizlikten koruyarak rahatlatır. Tehlike artık parmakla gösterebileceğimiz bir yerdedir. Toplumların buhran zamanlarında insanların içinde belirli belirsiz korkular dolaşabilir. Bu korkular bize güçsüz ve çaresiz olduğumuzu telkin eder. Toplumsal dayanışmanın kaybolmaya yüz tuttuğu, güven ilişkilerinin zayıfladığı, bireyleşme sürecinin yoğun bir yalnızlık hissine inkılap ettiği dönemler hepimizde huzursuzluk yaratır. Bütün dünya gibi Türkiye de hayatın maddileşmesinden ve 'samimiyetin ölümü'nden nasibini alıyor. Artık daha incinebilir insanlarız ve böylesi zamanlar, 'kabile ahlâkı'nın pek çok şeyi önüne katıp sürüklediği zamanlar olabilir. Kitle isterisi ve cadı avları böylesi bulanık zamanlarda gerçekleşir. Güvensizlik hissini ideolojik saçak altlarına sığınarak iyileştirmek isteriz. Sonrası artık biz ve onlar arasında heyecanlı bir futbol maçıdır. Türkiye'de toplumsal kesimler arasında güven, epeyce eprimiş durumda. Taraftarlar, kendi 'hayali cemaat'lerinin formalarını giymiş, 22 Temmuz final maçında kozlarını paylaşmayı bekliyor. Havada kolektif bir güvensizlik var. Herkesin herkesten korktuğu ve ancak devletin düzeni sağlayabildiği Hobbes'yen bir evrende mi yaşayacağız? "Politik ve toplumsal nizam ancak korkuyla sürdürülebilir" mi diyeceğiz? Yoksa "Dostluk kazansın" mı? Daha önce de yazmıştım, saygı, sizinle aynı safta olmayan bir kişide anlayamadığınız şeyi kabullenebilmenizdir. Siz onu anlamasanız dahi onun inancına, seçimine, iç dünyasına hürmet edebilmenizdir. Onun saygınlığını teslim etmekle kendi saygınlığınızı da tescil etmiş olursunuz. Saygı ancak karşılıklı tanımayla mümkün olabilir. Hukukun sarsılmaz ilkelerini ideolojinin örsünde eğip bükenler nasıl adalete duyduğumuz güveni yerle bir ediyorsa, insanları giyimlerine ve dünyayı anlamlandırma biçimlerine göre düşman hanesine yazanlar da milletimizin temellerini dinamitliyor. Korku, her çağda despotların ekmek teknesi olmuştur. Size bir korku örneği vereceğim. Fedwa Malti-Douglas, Indiana Üniversitesi'nde saygın bir profesör. Medicines of the Soul / Female Bodies and Sacred Geographies in a Transnational Islam (University of California Pres, 2001) adlı kitabının 38. sayfasında bakın ne yazıyor: "Türkiye'de, 1995 yılında, küçük bir köpeği olan bir Türk arkadaşımla biraz zaman geçirme imkânı bulmuştum. Bu arkadaş o sıralarda İslamcı bir belediye başkanı olan İstanbul'un, burjuva banliyölerinden birinde, bir apartman katında yaşıyordu. Sürekli köpeğinin havlamasını önlemeye çalışıyordu. Havlaması duyulursa daha muhafazakâr olan komşuların köpeğinden haberi olacaktı. Bunun ise sonuçları korkunç olabilirdi: Komşular gerekli dini mercilere haber verebilir, köpek alınıp götürülebilir ve büyük ihtimalle de öldürülebilirdi." Burada dile getirilen, akademik bir kitaba dedikodu malzemesi olarak sokulan korku, ya 'Türk arkadaşın' paranoyak muhayyilesinin ürünüdür ya da "edep ya hu!" dememizi gerektirecek kadar sakil bir saygısızlık içermektedir.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 97. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|