Paris: Alevler ve küller
Her şeyi ekonomi jargonuyla açıklamaya ayarlı zihinler 'seksenli yılların diliyle' konuşarak isyanı yoksulluk, tecrit ve marjinalleşmeyle izah ediyor. Oysa tarih, tek başına yoksulluğun bir isyanı başlattığına pek az tanıklık ediyor. Fransız ırkçıları göçmenlere 'Ya bizim içimizde eriyin, ya da terk edin' diyor. Muhataplarının ancak kendilerine, beyaz Batılı efendilere benzemekle bir yer ve makam kazanabileceğini, insanlığa ancak böyle terfi edebileceğini ima ediyorlar. Kolonyalizmin bu kibirli ve kirli dili karşısındaki insan topluluğundan bir şey öğrenmeyi reddediyor. Onun kendine ait bir düşünme ve yaşama biçimi olabileceğini, onu olduğu gibi sevmesi gerektiğini, kendisinin ondan bir şeyler öğrenebileceğini kabullenemiyor. 'Değiş ve benim gibi ol' diyor, veya 'toz ol!' Fransız için Arap veya zenci, kendi benliğinde kabul edemediği, kendisine bir türlü yakıştıramadığı barbarlığı ona yansıtarak rahatladığı kimsedir. Batı için Doğu budur. 'Çünkü Avrupalı adam olmayı ancak köle edinmek ve canavarlar yaratmakla başarır' diyordu Sartre. Banliyölerin onurlu çocukları Fransız gibi davranmanın içlerindeki o varoluşsal kaygıyı azaltmadığını fark ediyor. Onlar kendileri olmaktan utanç duymayı reddediyor. Paris'i kuşatan alev geride ihtilâlin küllerini bırakıyor.
|