Bir ev ihtiyacı
İnsan dünyanın güvenlikli bir yer olduğuna ve başka insanlara güvenilebileceğine inanmak ister. Böylesi bir güven kişinin kendisini iyi hissetmesi ve varoluşsal kaygıdan kaçınması için gereklidir.
İstanbul'un yoksul bir mahallesinde iki acılı anneyi dinliyorum. Annelerden birisi çocuğunu ölümüne yapılan bir araba yarışına kurban vermiş, diğeri uyuşturucuya. İki genç insan, aileleri ve içinde bulundukları kültür bunu hoş görmediği halde, televizyon ekranından hayatlarına sirayet eden iki küresel hastalıkla İstanbul'un varoşlarında can veriyor. Bu yazıda geçen hafta kaldığımız yerden sürgünlüğümüzü konuşmayı sürdürüyoruz. Küreselleşen dünya belirsizlik yaratıyor. Yarının ne getireceğini bilemiyoruz. Atlantik'in öte yakasında geri ödenemeyen ev kredilerinin yarattığı kriz, ekonomimizi hallaç pamuğu gibi atıveriyor. Hayatlarımız sürekli sınanıyor ve değişiyor. Küreselleşme kim olduğumuz ve nereden geldiğimizle ilgili basit tanımlamalara meydan okuyor. Kimisi işini, kimi statü ve ayrıcalığını kaybetmekten korkuyor. İncinebilirliği hisseden, varoluşsal kaygının pençesindeki bireyler bu durumu öz kimliklerine bir tehdit olarak algılıyor ve kolektif kimliklere iltica ederek rahatlıyor. Emniyet hissi veren her türlü kolektif kimlik bir cazibe merkezi oluyor. Güçlü hikâye ve inançlar sunan, istikrar ve güven vaat eden her saçak altı, yağmurdan kaçanları topluyor. Küresel değişim, ontolojik güvensizliği ve varoluşsal belirsizliği tırmandırıyor. Ontolojik güvenlik, anlatılan hikâyenin iyi bir hikâye olduğuna ve sağlam bir zemine dayandığına inanmaktır. Dünyanın göründüğü gibi olduğuna inanmaktır. İnsan dünyanın güvenlikli bir yer olduğuna ve başka insanlara güvenilebileceğine inanmak ister. Böylesi bir güven kişinin kendini iyi hissetmesi ve varoluşsal kaygıdan kaçınması için gereklidir. Modern toplumla birlikte yabancılaşma ve anonimlik, insanları geleneğin sağladığı psikolojik destek ve emniyet hissinden mahrum bırakıyor. İnsanlar hem küresel topluma hem de yerel kültürlere uyum sağlamakta zorlanıyor. Özellikle ergenler çift kültürlü bir kimlik geliştiriyor: Kimliklerinin bir ayağı yerli kültürde diğeri ise küresel kültüre eklemlenme telaşında. Kimileri de yerel ve küresel olanı birleştirerek melez kimlikler ediniyor. Batılı olmayan kültürlerde gençlerin kafası epey karışık, ne yerel ne de küresel durumda kendilerini evde hissedebiliyorlar. Belirsizlik yeni durumun en belirgin vasfı, zira ilişkiler daha karmaşık ve tahmin edilemez durumda, üstelik parçalar arasındaki ilişki müphem ve onları tanzim edebilecek bir üst bilgiden de mahrumuz. Küreselleşen dünya toplumunda farklı kültürler birbiriyle sadece dünya yüzeyinde değil, bir insanın içinde de karşılaşabiliyor. Aynı insanın içinde pek çok ses buluşup birbiriyle konuşuyor. Bu değişik sesler içinde uzlaşı aramak suretiyle biz de farklılık ve çatışmaları anlayabilecek, bunları çözüme kavuşturabilecek diyalojik bir benlik geliştirmiş oluyoruz. Sohbet, konuşmacı ve muhatabının birbirini anlamaya açık olmasıyla mümkün. Gerçek bir sohbet muhatabının haklılığını teslim edebilme olgunluğuyla gerçekleşir. Vardığımız yerde, karşımdakinin sözleriyle düşüncelerimi değiştirmeyi veya geliştirmeyi göze alabiliyorsam, gerçek bir konuşmaya katılmışım demektir. "Onun farklılığını kabul ediyorum ve başlangıçta onu anlamıyordum, şimdi bana anlattıklarından sonra söylediklerini anlamlı ve anlaşılabilir buluyorum" diyebilmek. Küresel çağ aynı zamanda bir hız çağı. Benlikler hızla hareket ediyor ve değişiyor. Yine de insan sürekliliği olan, istikrarlı bir yer, bir dayanak, bir yuva, bir kök bulmak ihtiyacında. Ancak bir kimlik duygusunun sağladığı güvenlikle diğer kültürlerle etkileşime gireriz. Hepimiz bir ev, bir yuva arıyoruz.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 111. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|