Bu da geçer
'Bu da geçer' diyebildiğiniz anda hayat sizin için kesintiye uğramaz. 'Bu da geçer' diyebildiğimizde hayatın bir ırmak gibi kimileyin usul usul, kimileyin çağıl çağıl akacağını peşinen kabulleniriz.
Hayatımızın bir sürekliliği olsun isteriz. Bir ırmak gibi aksın. Kimi zaman çağlayarak, kimi zaman sessizce, ama yeter ki aksın. Ama kimileyin, hayat bizim ondan beklediklerimizi vermekte cimri davranır. Beklentilerimiz karşılanmadığında içimizde kaos ve bozulma hissederiz. Akış kesintiye uğramıştır ve artık bu yeni durum ışığında hayatımızı gözden geçirmemiz gerekmektedir. Gelecek adeta kaybolmuş gibidir. Dünyayı ve kendimizi yeniden anlamamız, bu bozulma ve hayatın kendisini yeniden tanımlamamız gerekiyordur. Ancak böylece, hayatı yeniden düzene sokabiliriz. Süreklilik duygusunu onarmak isteriz. Daha düne kadar dünyayı onun penceresinden gördüğümüz bir dünya görüşü vardı, geçmişin tecrübesi bugünü anlamamıza yetebiliyordu. Ama ya şimdi? Diyelim ki bir devrim oldu. Ülkemiz bambaşka bir sabaha uyandı. Veya, Allah saklasın, hasta olduk. Bedenimizde kontrol edemediğimiz hücreler peydahlandı ve gidiş iyi değil. Daha düne kadar dünya bizim için bilinebilir bir şeydi, şimdi olayları ve insanları bambaşka bir gözle tartmamız gerekiyor. Süreklilik temel bir insan ihtiyacı ve pek çok kültürde görülebilen evrensel bir beklenti. Yine de onun kültür tarafından şekillenen bir doğası var. Hayat seyri konusundaki Batılı fikirler doğrusallığa vurgu yapar. Gelişme ve ilerleme, kazanç ve kayıplarla gider. Ömür adeta hiyerarşik bir yapıdır, yaşlılıkla zirveye varmış oluruz. Batılı kültürel ideal bize hayatın ilerlemesi gerektiğini telkin eder. Hayatta düzen ve ilerleme esastır. Bu genel kabul yakınlarda kaos kuramıyla birlikte sarsılmaya başladı. İkili mantığın hâkimiyeti, önceleri kaosu kirli bir kelime kılmaya yetiyordu, öyle ya eğer düzen iyi ise kaos kötü demekti. Ancak kaos kuramı bize kaotik sistemlerin öngörülemezliğinde derin düzen yapılarının gizli olduğunu bildiriyordu. Kaotik sistemler gerçek bir rastgelelik değil düzenli bir düzensizlik gösteriyordu. Bu elbette öngörülebilirlik ve doğrusallığı vurgulayan Newton'cu paradigmadan esaslı bir kaymayı temsil ediyor. Bu yeni paradigma öngörülemezliği ve doğrusal olmayışı kutluyor ve her ikisini de yeni bilginin kaynakları olarak görüyor. Düzen bedenimizle başlar. Bedenlerimizin iyi çalışmasına güvenerek dünyayı ve kendimizi anlamaya başlarız. Sözgelimi solumak hepimiz için sıradan bir şeydir ama astım gibi bir hastalığımız varsa, soluk alıp verirken bir bedenimiz olduğu hatırımıza gelir. Bedenimizi dinler, hastalık belirtilerini yoklarız. Bedeni istila eden düzensizlik insanları kaosa sürükler ve onlara ölümün yaklaştığı hissini verir. Oysa akış kesilmeden önce, günübirlik rutinleri bedenimize beden gibi davranmaksızın yerine getiriyorduk. Beden insanı dünyaya bağlayan bir vasıtadır. Hastalıkla o yeniden öğrenilmesi gereken bir coğrafya olur, bu sarsak zemin üzerinde artık yeni bir düzen boy vermelidir. Bana öyle geliyor ki, hayatı ve bedenlerimizi algılayış biçimimiz, içinde bulunduğumuz kültürel coğrafyada kendine mahsus özellikler taşıyor. Öngörülebilirlik bizim için mukadderatın yanında zayıf bir sözcük. Belirsizliğe tahammülümüz Batılı insanlara göre daha fazla. Bu yönüyle Doğu ve İslam toplumlarının 'bu da geçer ya Hu' anlayışında cisimleşen, keder ve ıstırabın uçuculuğunu imleyen, dünyanın yerleşmek için heveslenilecek bir yer olmadığını, dolayısıyla da onun derdiyle sermest olmamayı öğütleyen yaklaşımı çok manidar. 'Bu da geçer' diyebildiğiniz anda hayat sizin için kesintiye uğramaz. 'Bu da geçer' diyebildiğimizde hayatın bir ırmak gibi kimileyin usul usul, kimileyin çağıl çağıl akacağını peşinen kabulleniriz. Süreklilik duygusunun hayatlarımızda taşıdığı önem azalır. Hayat ve ölümün birbirine akmaya yazgılı iki ırmak olduğu bir yerde, niye kesinti olsun ki? Hem hayatın kaoslarında da derin anlamlar gizli olabilir. Hastalık bize ötelerden bir bildiri getirebilir. Bizi yakıp yıkacağını sandığımız felaketler birer 'esenlik bildirisi'ne dönüşerek hayatımıza daha önce tatmadığımız anlamlar katabilir. Dert molasında eğleşmeye lüzum yok. Kervan yürüyor. Hayat devam ediyor. 'Bu da geçer'. Bir cümle hayat hakkında bambaşka bir oluşu, bambaşka bir duruşu ifade ediyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 127. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|