AKTÜELHepoku    
Her Hafta width=3 Türkiye width=3 Dünya width=3 Toplum width=3 Kültür Sanat width=3
 
   
 

\"\"
\"\"
Göz Teması

Karşımdaki kişinin konuşurken bakışlarını kaçırmasından, doğrudan yüzüme bakamamasından rahatsız olurum; o kişi bende güvensizlik yaratır. Bir ortamda bu görüşümü dile getirdiğimde, genç bir işkadını, "Böyle önyargılı olmayın" diye itiraz etti: "İnsan bazen çaresiz kalabiliyor. Gerek iş, gerekse özel görüşmelerimde bakışlarımın amacın dışında yorumlandığını fark ediyorum" Karşısındakine söylediklerini dikkatle dinlediğini belli edecek biçimde baktığında, çoğu kez o kişi bundan özel ilgi anlamı çıkarıyormuş. "Ne yapacağımı şaşırdım. Acaba konuşurken karşımdakine bakmadan, bakışlarımı sürekli etrafta dolaştırmalı mıyım ya da gözlerimi uzaklara bir yerlere mi dikmeliyim, karar veremedim. Ama o zaman da, karşımdakinin, onu adam yerine koymadığımı sanmasından çekiniyorum" diye ekledi. Ülkemizde kadınların küçüklüklerinden itibaren erkeklerin elini sıkmamaları, yüzüne bakmamalarının telkin edildiği bir sistem hızla yaygınlaşıyor. Söz konusu olan, bu kurallara uyan kesim değil. Ama sağlıklı kadın - erkek ilişkilerinin hâlâ var olduğu çevrelerde bile bakışlar yanlış yorumlanabiliyor.
Göz göze gelmenin değişik biçimleri var. İki sevgili ya da anne ile bebeği arasındaki anlam yüklü ve ısrarlı bakışlardan, yolda tanımadık iki kişinin bir an göz göze gelmesine kadar değişik yoğunlukta bakışmalar bunlar. Bu bakışları yanlış yorumlama yelpazesi de o kadar geniş. İnternette okudum; Avrupa dönüşü, bu kıtadaki çeşitli ülkelere ilişkin izlenimlerini İngilizce olarak blog'una aktaran Brezilyalı bir kadın şöyle yakınıyordu: "Caddelerde, kalabalık meydanlarda kimse kimseyle göz göze gelmiyor, insana yaşam zevki veren ve karşısındakinden hiçbir şey beklemeyen o bir anlık göz temasını yakalayamıyorsunuz. Herkes son derece ciddi ve asık suratlı"
Avrupa'nın geneli için söylenenler bizim için haydi haydi geçerli. Öte yandan, karşımızdaki konuşurken sürekli bakışlarını kaçırdığında da bundan rahatsız oluyor, onun bize değer vermediği izlenimine kapılıyoruz. Bilim dünyası bütün bunları enine boyuna araştırmış ve Avrupalılar'ı rahatsız etmeyen ideal göz teması süresinin saniyenin altıda biri olduğunu deneylerle saptamış. Kuşkusuz bölgesel, yöresel ve ortama göre farklılıklar olabilse de, bundan azı, karşısındaki kişiyi nesne gibi gördüğü izlenimini veriyor, fazlası ise aşırı ilgi olarak yorumlanabiliyormuş.
Bir süre önce National Geographic Magazine Dergisi'nde bir araştırma okumuştum. New York'daki Stony-Brook Üniversitesi psikoloji profesörü Arthur Aron insanları birbirlerine çeken mekanizmaları incelemiş. O ana kadar hiç tanışmayan bir kadınla bir erkeği karşı karşıya oturtmuş, iki dakika süreyle birbirlerinin gözlerinin içine bakmalarını istemiş. Çiftlerin büyük çoğunluğu bu deneyden sonra aslında hiç tanımadıkları o karşılarındaki kişiye sempati duyduklarını söylemişler, hatta daha sonra içlerinden bir çift evlenmiş bile!..

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 141. sayısında bulabilirsiniz!



   
 
Her hafta | Türkiye | Dünya | Toplum | Kültür Sanat | Yazarlar | Künye / İletişim | Bize ulaşın  
width=10
Turkuvaz Medya Grubu Copyright © 2003-2012 Tüm hakları saklıdır.
Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.
Üretim ve Tasarım

Turkuvaz Medya Dijital