Sınır kapısında eziyet
20 Mayıs Pazar günü Mutfak Dostları Derneği üyeleriyle birlikte Halep gezisinden döndük. Tanınmış bir firmanın konforlu otobüsüyle üç gün önce Kilis kapısından çıkmıştık; şimdiyse Hatay'ın Cilvegözü kapısından ülkemize kavuşuyorduk. Suriyeliler'in tertemiz sınır tesislerini geride bırakıp karşımızda Türk bayraklarını gördüğümüzde kendimizi evimizde hissettik. Ancak erken sevinmişiz; tarafsız bölgeden sonra ulaştığımız ortam ancak Uganda'nın Etiyopya sınır kapısına yakışır görünümdeydi. Yol yoktu; araçlar toprağın üzerinden ilerliyordu. Geliş gidiş düzeni olmadığı için koca kamyonlar birbirinin yolunu kapatmıştı. Binalar gecekondudan farksızdı ve işin ilginç yanı, biriken araçlarla ilgilenen gümrük memurları yoktu. 35 derece sıcakta beklemekten bunalıp sebebini sorduğumuzda "Tek bir gümrükçü var, o da yemeğe gitti" yanıtını aldık. Sonuçta genç gümrükçü geldi, işlemler başladı. Ancak evrakları düzenli olduğu için çıkışına izin verilen otobüsün şimdi bilgisayarda kaydı bulunamıyordu. Türkiye'den ayrılırken belgelerdeki ayrıntıları bilgisayara giren görevli bir yanlışlık yapmıştı; otobüsün bilgileri bir türlü ekrana getirilemiyordu. Genç gümrükçü "Ben bu otobüsü ülkeye sokmam" deyip kestirdi attı. "Aman etme" dememiz fayda vermedi. Genç gümrükçü dışındaki yetkili tek kişi olan müdür Ali Eyüboğlu'nun kapısı çalındı. Serin makam odasından tozlu sıcak ortama çıkmaktan duyduğu mutsuzluk her halinden belli olan müdür de gelip durumu gözden geçirdi, o da otobüsün ülkeye giremeyeceğini şoföre bildirdi. Şirketi belli, ruhsatı, yurtdışına çıkış belgeleri ve ehliyetli sürücüsü olan koskoca Türk otobüsü tam bir vahşi Batı görünümündeki sınırda bağlı kalmıştı. Üstelik bu araç makine aksamı taşımıyordu. İçinde alanlarında isim ve mevki sahibi saygın insanlar vardı ve bunların bir bölümü de farklı iklim ve ortamlara yapılan seyahatlerde sıklıkla görüldüğü biçimde hastalanmıştı. Hayır, Cilvegözü'nün o anki sorumlu müdürü, başbakanı, kralı, diktatörü, özetle tek yetkilisi, yolcuların, aracın bütün belgelerinin alıkonarak geçişine izin verilmesine ilişkin ricalarını kabaca reddederek bizleri kaderimizle baş başa bıraktı Zor bela Antakya'dan getirilen başka bir otobüse geçtik. Beş saatlik sınır çilesi yüzünden iptal olan programımıza hayıflanacak durumda değildik; zira saat 20.00'deki İstanbul uçağına yetişmemiz tehlikedeydi. Sonuçta kendimizi son anda uçağa attık; sabah 07.00'de yaptığımız kahvaltıdan sonra midemize giren ilk lokmalar THY uçağında ikram edilen sandviçler ve salatalar oldu. Güzel başlayan bir gezi bir yetkilinin insanı, vatandaşı hiçe sayması sonucu cehennem azabına dönüşmüştü. Öğrendiğimize göre, aynı yetkili daha sonra yetkisini kullanarak otobüsün ülkeye giriş belgesini imzalamış, olan biz T.C. vatandaşlarına olmuştu.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 99. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|