Hatırın sınırları
Venedik'te kanal kıyısında iyi bir balık lokantasına davetliydik. Önce ortaya kentin bataklık ve sığ sularında yetişen çok küçük karidesler ve bizim Marmara kıyılarımızda sahilde taşların arasında da görülen, minik yengeçler geldi. Davet sahibi eşimle bana bu yengeçlerin başka hiçbir yerde bulunmadığını anlatırken gururlandığı belli oluyordu. Doğrusu, pavurya denen iri yengeçlerin kıskaçları kırılıp içlerindeki az miktarda etin emilerek yendiğini bilirim ama bu küçüklükte yengeci o güne dek hiç tatmamıştım. Davet sahibine, "Nasıl yiyeceğiz bunları?" diye sordum. Haşlanmış yengeçlerden birini ağzına attı, "İşte böyle!" deyip yuttu. Eşimle bakıştık. Ben genellikle yiyeceklere önyargısız yaklaşırım. Bu kez de davet sahibinin gösterdiği gibi, yengeci kıskacından tutup ağzıma sallandırdım ve çiğnemeye başladım. Eşim de beni takip etti. Lezzeti, az pişmiş ıspanak saplarını andırıyordu. Zorlanmadan yedim. Az sonra davet sahibi tuvalete kalkınca eşime, "Yengeci nasıl buldun?" dedim. "Bilmem", diye cevap verdi, "Tadını anlamadım ki; hiç çiğnemeden olduğu gibi yuttum." "Peki, niçin yedin" diye sordum, "Ayıp olmasın diye," yanıtını verdi. Gerçi hatır için çiğ tavuk bile yenirmiş ama insan hatırını fazla zorlamamalı. Eşim ayıp olmasın diye hiç değilse yengeci çiğnemeden yutmayı başardı ama ya midesi bulanıp çıkarsaydı ya da daha kötüsü, yengeç boğazına kaçsaydı?.. İster dost ve akrabaların, isterse birlikte iş yapan kişilerin bir sofrayı paylaşmalarının amacı, aralarındaki bağları güçlendirmek olmalı. Eğer bu gerçekleşemezse, birlikte yenen yemek amacına ulaşamaz. Bu nedenle davet sahibinin, konuklarına, onları tiksindirmeyecek, yerken ya da içerken zorlanmayacakları şeyleri ikram etmesi gerekir. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin çoğunda uygulanan içki içme ritüeli bu ülkelere giden ve içkiyle pek de başı hoş olmayan işadamları için bir karabasan gibidir. Bilmeyenler için özetleyeyim, sofranın etrafında oturanlar kadehlerini votka ile doldururlar. İçlerinden biri kalkıp günün anlam ve önemine ilişkin kısa bir konuşma yapar, ardından her biri kadehlerini onunla birlikte kaldırıp içindekini bir yudumda mideye indirirler. Sonra yanındaki kalkar, benzer bir konuşmayı o yapar. Onun konuşmasının ardından da herkes kadehini kaldırıp son damlasına kadar içer. Bu böyle devam eder. İçkiye çok dayanıklı işadamlarının bu tür yemeklerde uygun biçimde iş bağladıkları çok olmuştur. Hatta Leopold Figl adlı dönemin Avusturya Dışişleri Bakanı'nın 1953 yılında Sovyet işgalini sona erdiren bağımsızlık sözleşmesini, Kruşçev'i içki masasında sarhoş ederek imzalattığı tarihlere geçmiştir. Sözleşmeyi imzaladıktan sonra, ertesi gün uyandığında Kruşçev'in ne düşündüğünü bilmek mümkün değil. Ama birçok işadamı dostum, eski Doğu Bloku ülkelerine giderken ikramı nasıl geçiştireceği konusunda taktikler buluyor, kendileri mahcup olmadan, ev sahiplerini de küçük düşürmeden daha az içmenin yollarını arıyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 95. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|