Çürümeyi Eliyle Tutan Adam...
Tmsf Başkanlığında Başka Biri Olsaydı, Batıklardan Kaç Para Topladığına Bakar, Başka Da Bir Şeye Bakmazdı. Fakat Başkan O Olduğu İçin, 1990'lardaki Büyük Bankacılık-Medya Soygununun, Çok Daha Büyük Bir "Ülkeyi Yönetme Planı"nın Parçası Olduğunu Öğrenebildik...
Aktüel için yazdığım portrelerin bir bölümüne, "iyi ama, bu bir insanın portresinden çok onun görevinin ya da pozisyonunun portresi gibi duruyor" eleştirisi getirilirse, bunu derhal kabul ederim; çünkü yazarken de onların öyle olduğunun farkındayım. Daha çok kamusal önemi olan kişiliklerin portrelerinde oluyor bu; fakat hepsinde değil, icra ettikleri görevleri ve işgal ettikleri pozisyonları güçlü karakterleri ve kendilerine has bakış açılarıyla yeniden tanımlayan kamusal kişiliklerin portrelerinde... O kadar ki, siz artık o pozisyonun nasıl doldurulduğuna, o görevin nasıl icra edildiğine bakarak o kişi hakkında esaslı bir fikir edinirsiniz... Beş yıldır Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) başkanı olarak görev yapan ve görev süresi geçtiğimiz hafta sona eren Ahmet Ertürk, işte tam böyle bir kişilik... Türkiye'nin en büyük finansal soygunundan geriye kalan artıkları tespit edip geri almak gibi bir görevi var. Onun yerinde tipik bir bürokrat olsaydı, büyük ihtimalle kendisine verilen işi tümüyle teknik bir iş olarak algılayacak, belli aralıklarla kaç para topladığını açıklayacak, görev süresinin dolmasını bekleyecekti. Fakat o öyle yapmadı, her fırsatta o "büyük soygun"un çok daha kapsamlı bir "ülkeyi yönetme planı"nın finansal parçası olduğunu dile getirdi. Güçlü entelektüel yanıyla bu soygunun figürlerinin kişiliklerini, ruh hallerini ortaya koydu. Ben, TMSF'nin sıradan bir "çalınanların ne kadarını geri alırsak kârdır" kuruluşu olmadığını, onun çok daha derinlikli bir görevinin olduğunu, iktisatçı Cemil Ertem'in 2007'de kaleme aldığı bir yazı vesilesiyle sezmeye başlamıştım. (TMSF'nin bu yönde yeniden yaratılmasında Ertürk'ün rolünü ise daha da sonra algılayacaktım.) "TMSF adeta Türkiye'de sermaye birikimin kesintisiz ve sorunsuz yürümesine yemin etmiş bir kurum gibi çalışıyor" diyordu Ertem, "olan, bir buzkıranın buzları kırarak ana gemiyi okyanusa çıkarma çabasıdır."
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 210. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|