Türk gazetecilere güvenmeyen, konuşmayan önderler…
Dergimiz yayına hazırlanırken Nokta'nın kapandığı haberi konuşuluyordu. Bilmiyorum, siz bu yazıyı okurken hâlâ konuşuluyor olacak mı? Umarız bu karardan vazgeçerler; ve bu sıkı refikimizi kaybetmeyiz. Geçen sayı bu konuda yazacağımı yazmıştım. Başka ne söylenebilir bilmiyorum Kısa süre önce Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Çankaya Köşkü'nde verdiği bir resepsiyonda emekli olduğunda anılarını yazmayı düşünmediğini, hiçbir televizyonda hiçbir programa katılmayacağını, hiçbir gazeteye, dergiye röportaj vermeyeceğini söyledi. Yazarımız Tuba Atav'a göre Gölbaşı'nda sakin bir hayat geçirmeyi, olayları uzaktan seyretmeyi planlıyor. Cumhurbaşkanımız ayrıca şunları söyledi; basından okuduk: "Basın çok kötü. Basını hayretle izliyorum. Türkiye'yi çok kötü yere götürüyor" Türkiye'nin en üst makamında bulunup hiçbir dergiye, gazeteye röportaj vermemek neden? Olabilir mi? Olmalı mı? Bunun ne gibi bir işlevi veya faydası var? Bunca sırra boğulmuşken taş üstüne taş koymak mümkün olmaz ki! Dünyanın doğru dürüst işleyen bütün demokrasilerinde üst düzey görevlerde bulunan isimler anılarını yazar. Ve bu anılar yayımlanır! Sırlar bir süre sonra açıklanır. Olaylar, perde arkaları ve altındaki fikirler tartışılır. Zaten bu gibi kimseler görev dönemlerinde de konuşur, toplumla diyalog kurar. Bunu basın olmadan da yapamaz, zira ancak böyle geniş kitlelere ulaşılır. Bu gibi görevlerde bulunanların ve sanatçısından sporcusuna kanaat önderi sayılan insanların insanlarla iletişim kurması gerekir. "Konuşan" bir ülkenin parçasıdır bu. Ama gazetecilerle ilgili nasıl bir kötü örnekle karşılaşmış olurlarsa olsunlar; basına karşı haksız bir genelleme, dışlama birçok ünlü, hatta entelektüel ismin kafasında kolay düzelmeyecek izler yaratmış durumda. Peki birkaç hakem hatası yüzünden futbolun toptan tedavülden kaldırılmasını istemek gibi bir şey değil mi bu? İşte başka bir örnek 31 Mart 2007 tarihli Radikal'in Cumartesi ekinde bir röportaj yayımlandı. Meslektaşım ve değerli arkadaşım Pınar Öğünç'ün oyuncu ve çevirmen Serra Yılmaz ile yaptığı söyleşide Yeni Aktüel'in de adı geçiyordu. Ne deniyordu yazıda? "Lafı Mehmet Ali Birand tarzı dolandırıp, sonra dan diye soruyorum: 'Mailleşiyor musunuz Papa'yla?' Kahkahayı koyverip, bir çeviri faciası anlatıyor. Papa'ya eşliği ardından Türkiye'den ve İtalya'dan gazeteciler röportaj talebiyle telefonunu susturmamışlar tabii, hepsini reddetmiş. Niyeyse bir Yunanlı gazeteci, ikna etmiş ve içine sinen bir röportaj çıkmış ortaya. İngilizce konuşuluyor, Yunanca'ya çevriliyor ve Aktüel dergisi bunu tekrar Türkçe'ye (iki taraftan izin alınmadığını özellikle vurguluyor) çeviriyor. İlk soru 'Papa'yı nasıl buldunuz?'un cevabı, Türkçe'ye 'Çok arkadaş canlısı' olarak dönüşmüş. Halbuki dediği 'Beklediğim kadar mesafeli değildi'. Sinirlenmiş, 'Arkadaş canlısıymış! Sanki hafta sonları sinemaya gidiyoruz"(Öncelikle bir çeviri hatası olmadığını söylemeliyim. Çünkü söz konusu röportajın çevrilerek yayımlandığı sayının kapağında, iç sayfalarda haberin başlığında ve sorunun yanıtında aynen şöyle yazıyordu: "Daha mesafeli olmasını bekliyordum." İsteyen baksın: Yeni Aktüel sayı 75, 14-20 Aralık 2006! İzin meselesine gelinceYeni Aktüel Serra Yılmaz'dan o dönemde röportaj istedi. Talep reddedildi. Yukarıda bu tür tavırları eleştirdim, ama olabilir. Bir mecburiyeti yok. Fakat kısa süre sonra bir Yunan gazetesinde Yılmaz ile bir röportaj yayımlandı. Elbette olabilir; olmalı da! Üstelik Yılmaz'ın beğendiği röportajda sorulanların bizim sormak istediklerimizden farkı yoktu.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 94. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|