Mutsuzluğun sırrı
Önce kendinize, sonra etrafınıza bir bakın. Alçak yerlere çöken sis gibi insanları birbirini görmekten dahi mahrum eden mutsuzluğu hissetmeniz uzun sürmeyecek. Yüksek bir yere çıkarsanız o sisin bütün dünyayı kapladığını da görebilirsiniz. İşte bizim yazıişlerinde son dakikada patlayan tartışmanın ilk sorusu: Dünya savaşlarından ekonomik buhranlara birçok iniş çıkış yaşanmamış mıydı daha önce de? İnsanlar geçmişte bugün olduğundan daha mı mutluydu ki? Bunu tam olarak bilmeye imkân yok ama muhtemelen değildi. Mutsuzluğu şimdi ve biz yaşadığımız için tarihin en mutsuz insanlarıymışız gibi geliyor olabilir. Ama başka ve bugüne özgü etkenler de var. Şöyle ki Evvela eskisinden daha mutlu olacağımıza dair küresel iddialar kuşatıyor, yaşadığımız zaman dilimini. Bu iddiaların gerçekleştirilemeyeceği kuşkusu bile, ahir zaman insanları kadar mutlu olmaya yetecek koşullarda bile mutsuz hissetmeye neden olabilir. Ancak bu kadarla da bitmiyor. Mesela rakamlara göre dünyada savaşlar, hastalıklar, kazalar vb. nedenlerle ölen insan sayısı 50, 100, 200 yıl öncesine göre daha az. Yani mutluluğa dair iddiaların gerçekleştirilebilmesi için yol alındığı muhakkak. Yine de insanı insanlığını sorgulamakla baş başa bırakan, Filistin'de bugün yaşananlar gibi pek çok acı olay artık her an gözümüzün önünde. Çünkü, iletişim teknolojilerindeki müthiş gelişme eskisine göre -nicelik olarak- daha az bile olsa tüm acıları hem her birimizin sırtına ayrı ayrı yüklüyor hem de sürekli yeniden üretip etkisini arttırıyor. Mesela fiziksel olarak müdahale edilemeyecek uzaklıkta yaşanan olumsuz gelişmeleri her an televizyonda, internette, gazetelerde gören insanların dengeleri de bozuluyor. Bugünün dünya düzenine dahil oldukça -ki bundan kaçmak pek mümkün değil-, fosil yakıtlar tüketmek, aç çocukların diktiği tişörtleri giymek gibi, başkalarına zarar verdiğini bile bile yaptığımız eylemlerin sayısı da artıyor. Bu noktada ruhunu rahatlatmak isteyen insanoğlu dini inançlara sarılıyorTüm dünyada inanç yükselen değer oluyor. Ama bu da yetmiyor sorunları çözmeye. Bir defa dini inançlara dair referanslar büyük ölçüde geçmişten gelirken, problemler bugünden hatta artık gelecekten kaynaklanıyor. Halihazırdaki inanç sistemlerinin aktüel paradigmaları insanların ruhani sorunlarını tam olarak gideremeyince, alın size bir mutsuzluk kaynağı daha! Türkiye'de yaşadıklarımız dünyada yaşanan bu sorunlarla benzerlikler içerirken, özgün yönlerimiz de var tabii. Murat Yalnız'ın hazırladığı "İslami Prozac Toplumu" haberi bu bakımdan çok ilginç ve büyük tartışma yaratmaya aday. Son yıllarda siyaseti yönlendiren, modern kent hayatına, ulusal ve uluslararası çapta ticari faaliyetlere açılmaya başlayan dindar kesim kapitalizmin günahlarıyla yüzleşmekten de kendini alamıyor elbet. Yani amel etmek ile iman etmek arasındaki çatışma kızışıyor. Bir de buna siyasal İslam ile "laikçi" kesim arasında bitmek bilmeyen gerilim eklenince, haberimize göre dindar insanlarda -özellikle de gençlerde- depresyon vakaları ve antidepresan kullanımı artıyor. Dindar kesimin rağbet ettiği psikiyatrlardan Sefa Saygılı'ya göre eskiden ruhsal sorunları ilaç ya da psikiyatr yardımıyla aşmak iman zayıflığı olarak algılanırken, şimdi bu inanış aşılıyor. Sefa Saygılı, dindarlar arasında antidepresan kullanımında bir artıştan ziyade "patlamadan" söz edilebileceğini söylüyor. Ayrıca Saygılı, son yıllarda yardım derneklerinin sayısındaki patlamanın da, amel etmek ile iman etmek arasındaki çatışmanın şiddetlenmesinden dolayı bir vicdan rahatlatma çabası olabileceğini doğruluyor.
| Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 140. sayısında bulabilirsiniz! |  |
|