Bir bardak suyun hikayesi
Avrupa ile yola devam kararı çıktı, müzakere masasına oturduk. Nacizane görüşüm, bundan sonra Avrupa'da her şey biraz Türk, burada ise her şey biraz Avrupalı gibi olacak ve iyi olacak.
Haydi hayırlısı "Çıktık bir yola, Allah kayıra. Bizde işler, biraz böyle işler bilirsiniz. "Kısmetse" diye söze başlar, "kaderde yokmuş'' diye avunuruz. İşte tam da bu noktadaydık 3 Ekim gecesi Lüksemburg'da. AnkaraLüksemburg hattında müzakere çerçeve belgesi taslakları uçuşurken karamsarlık diz boyuydu. "Ne yapalım, buraya kadarmış" diyerek, biraz da iç çekişli bir ruh haliyle Lüksemburg'daki basın merkezinin kafetaryasına gittik. "Bari bir bardak soğuk su içelim de kendimize gelelim" dedik. Dedik ama ne fayda, AB kriterleri çerçevesinde su sadece tek bir noktada satılıyor, o noktada da otuz metre kuyruk var. Küçük bir barın arkasında üç kişi sağa sola koşuşturuyor, barın gerisinde İngiliz'i, Fransız'ı, Hırvat'ı, Slovak'ı yüzlerce gariban gazeteci kuyrukta. "Ya çekilin, bizim acımız var, zaten müzakere masasına oturamamışız, bari siz bize yol verin" desek kimin umrunda. İkisi sarışın, biri esmer üç kızcağız, kuyruğun başındakine "Ne yersiniz, ne içersiniz" diye soruyor.
|